Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU | Türkülerle Erzurum

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU
Bu haber 17 Eyl 2018 Pts 3:42 tarihinde eklendi.
mm
Paylaş:

DUYDUK Kİ YENİ HASTAHANEYE İSİM ARANIYORMUŞ. BUYRUN SİZE İSİM .
HEMŞEHRİMİZ PROF. DR. NUSRET KARASU HOCA (İNSANLIK UĞRUNDA BİR HAYAT)
Anadolu’nun zirvesinde bulunan Erzurum, havasının ve suyunun latifliği kadar; sanat, edebiyat, bilim, askerlik, din, siyaset vb. alanlardaki ünlü şahsiyetleri ile de tanınmaktadır.
Beş bin yıllık tarihin izlerini taşıyan, Erzurum’un kültür ırmaklarından beslenip kubbede hoş seda bırakan değerli şahsiyetlerden birisi de tıp dünyasının yakından tanıdığı Prof. Dr. Nusret Karasu’dur.
Erzurumlu olan Prof. Dr. Nusret Hoca, 10 Ekim 1904 yılında Sultan Melik Mahallesi’nde babası Veteriner Albay İsmail Hilmi Bey’e ait evde dünyaya gelmiştir.

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

PROF. DR. NUSRET KARASU’NUN HÜVİYET CÜZDANI

Yaklaşık dört yüz sene önce Kafkasya’dan göç eden aile, Erzurum’da Çavuşoğulları lakabı ile bilinmektedir.
İsmail Hilmi Bey Cinis Beyleri’nden, Behiye Hanım’ın kızı Enise Hanımla evlenmiş, bu evlilikten Mustafa Nusret ve Ali Saffet isimli iki oğlu olmuştur.
Enise Hanım, Yunus Emre’nin şiirlerini ezbere okuyan, kültürel değerleri yaşatmaya gayret eden mümine bir hanımdır.
İsmail Hilmi Bey “İzzetü-l Miralay” rütbesiyle emekli olduktan sonra, İstanbul Süleymaniye’de bir ev satın almış ve ailece buraya taşınmışlardır.
Nusret Hoca’nın çocukluğu ve gençliği işgal altındaki İstanbul’da ve yıkılmakta olan bir imparatorluğun karanlık günlerinde geçmiştir.
İlkokul eğitimini İstanbul’da “Mebul-u İrfan” ve “Hadika-i Meşveret” özel okullarında, orta ve lise öğrenimini ise “Vefa Sultanisi”nde tamamlamıştır.
Babasının isteği üzerine Tıbbiyeyi Şahane’ye askeri öğrenci olan Nusret Hoca, 1925 yılında teyzesinin kızı Naciye Hanımla evlenmiş, 1926 yılında ise sınıf üçüncüsü olarak tıbbiye mektebini bitirmiştir.
1926 – 27 yılları arasında Gülhane’de stajını yapan Hoca, kıta stajını da 1927 – 29 yıllarında Ankara Cebeci Askeri Hastanesi’nde yapmış, daha sonra Genelkurmay Başkanlığı Daire Tabipliği, Harbiye Dairesi Tabibi ve 189. Alay Komutanlığı Tabipliği’nde bulunmuştur.

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

TABİP BİNBAŞI PROF. DR. NUSRET KARASU TABİP YARBAY PROF. DR. NUSRET KARASU

1929’da İstanbul Gülhane Askeri Hastanesi dahiliye asistanlığına girmiş, 1934 yılında dahiliye mütehassısı olmuş, 1940 yılına kadar Ankara Cebeci Askeri Hastanesi’nde dahiliye uzmanı olarak çalışmış, 1940 ve 43 yılları arasında ise memleketi olan Erzurum’a gelerek Mareşal Fevzi Çakmak Askeri Hastanesi’nde dahiliye mütehassısı olarak görev yapmış, 1943 yılında Gülhane Askeri Hastanesi’nde doçentliğe yükselmiş, 1946 yılında ise Gülhane Askeri Hastanesi’nde kurulan Ankara Tıp Fakültesi dahiliye kliniğinde profesör olmuştur.
Nusret Hoca’nın hekimlik mesleğini seçmesinde ve veremle olan mücadelesinde, genç yaşlarda veremden kaybettiği kardeşlerinin etkisinin olduğu anlaşılmaktadır.
1946 – 50 yılları arasında Ankara Veremle Savaş Derneği ikinci başkanlığını yürüten Hoca, 1950 ve 1984 yılları arasında bu derneğin başkanlığına getirilmiş, 1948 ve 1970 yılları arasında da Ulusal Verem Savaş Derneği Federasyonu ikinci başkanlık görevini de üstlenmiştir.
1951 yılında Gülhane Askeri Hastanesi’ndeki görevinde Tabip Albay iken istifa eden Hoca, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevine devam etmiş, 1951 yılında görev yaptığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Klinikleri’nin kurucusu ve direktörü olmuştur.
1952 ve 1954 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı görevinde de bulunan Hoca, 1955 yılında UNESCO Türkiye Halk Sağlığı Milli Komitesi’nin kuruluş çalışmalarında başkanlık görevini üstlenmiştir.
1955 – 57 ve 1961 – 63 yıllarında iki dönem Ankara Tabipler Odası başkanlığı yapan Hoca, 1960 yılında Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı görevine getirilmiştir.
27 Mayıs 1960 ihtilâlının ülkeyi sarstığı günlerde kurulan hükümetin üzerinde Milli Birlik Komitesi’nin büyük bir baskısı vardır.
Sağlık Bakanlığı görevine getirilen Nusret Hoca ve birkaç Bakan bu durumdan oldukça rahatsızdırlar.
Böyle bir ortamda çalışmanın kendi prensiplerine uygun düşmediği kararına varan Nusret Hoca ve diğer Bakan arkadaşları bir akşam toplanırlar ve ertesi gün istifa etme kararı alarak dağılırlar.
Grubun içerisinde bulunan Ş.Ö, alınan bu kararı Milli Birlik Komitesi’ne ihbar eder ve aynı gece Cemal Gürsel hükümeti lağvederek yeni bir hükümet kurdurur.
Askeri despotizmin dorukta olduğu bir dönemde, kendisine tevdi edilen bakanlık koltuğunu inandığı değerlere uymadığı için elinin tersi ile itebilecek cesaret ve erdemliliğe sahip olan Nusret Hoca’nın bu davranışı, bilim ve siyaset etiği açısından oldukça anlamlıdır.

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

Prof. Dr. Nusret Hoca buna benzer bir tavrı da 1971 muhtırasında göstermiş ve hayatının her safhasında ilkelerinden taviz vermeden yaşamıştır.
12 Mart 1971 yılında askerler tarafından verilen muhtıra neticesinde sivil hükümet istifa etmiş, yeni bir kabinenin kurulması için çalışmalar başlamıştır.
İşte bu günlerde Prof. Dr. Nusret Hoca’nın kapısı bir kez daha çalınır ve gelenler kendisine yeni kurulacak kabinede Sağlık Bakan’ı olarak görev almasını teklif ederler.
Hoca’nın tavrı nettir, kendisinin bir kez bakanlık koltuğuna oturduğunu, bundan dolayı ikinci bir defa bu görevi üstlenmeyeceğini nazikçe ifade eder.
Çoğu nefsin reddedemeyeceği bu teklifi Hoca’nın geri çevirmesi, onun makam ve mevkii tutkunu olmadığının somut bir örneğidir.
Nusret Hoca, bu görevi yapabilecek birkaç isimi kendilerine söyler, Hoca’nın önerdiği bu isimler içerisinde kendi öğrencisi Prof. Dr. Türkan Akyol’da vardır.
Kısa bir zaman içerisinde yeni kabine kurulur ve Prof. Dr. Türkan Akyol Türkiye’nin ilk kadın bakanı olarak göreve başlar.
Oldukça saygın bir kişiliği olan Hoca, taşıdığı unvanlarının vermiş olduğu statüyü ön plâna çıkarmaktan son derece sakınmıştır.
Sağlık Bakanı olduğu günlerde, Hoca bir Pazar günü ailesi ve arkadaşları ile beraber Çubuk Barajı’na piknik yapmak üzere yola çıkarlar.
Nusret Hoca özel aracıyla önde gitmekte, diğer arabalar ise onu takip etmektedirler.
Ülkede sıkıyönetim uygulanmaktadır, Hoca ve beraberindekiler barajın girişinde askerlerin başında beklediği bir barikatla karşılaşırlar.
Arkadakiler Hoca’nın barikatı açtıracağı rahatlığı ile hiçbir endişe duymamaktadırlar.
Bir müddet sonra Hoca’nın arabasının geriye döndüğünü gören diğer araçtakiler, hayretler içerisinde olup bitene bir mana vermeye çalışmaktadırlar.
Biraz ilerde araçlarını park edip olayın aslını öğrendiklerinde ise şaşkınlıklarını gizleyemezler.
Meğer barikatın önünde duran askerler “İçeri girmek yasaktır” demişler, Nusret Hoca’da teşekkür edip geri dönmüş.
Beraberindekiler; “Hocam neden kendinizi tanıtmadınız, o zaman içeri kolaylıkla girebilirdik” demeleri üzerine, Hoca: “Kendimi tanıtmam, asla hoş bir durum olmazdı ve yakışıkta kalmazdı” diyerek, kişiliğini özetleyen bir tavır sergiler.
Hoca’nın bu örnek davranışını duyanlar, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye ortalarda dolaşan önemsiz önemlileri hatırlamadan edememişler.
Yıl 1980, mevsim kıştır.
Tıbbiyeden birkaç ay önce mezun olan çiçeği burnundaki Dr. Ali Gürcan, ilk tayin olduğu Aşkale Merkez Sağlık Ocağı’nda çalışmaktadır.
Sobanın ısıttığı sağlık ocağında, genç doktor her gün olduğu gibi hastalarına bakmakla meşguldür.
Bekleme yeri hasta ve hasta yakınlarıyla doludur.
Sırasını bekleyen bu kalabalık içerisinde; şık giyimli, elinde bastonu ile yaşlı bir beyefendi de bulunmaktadır.
Günlük hasta profilinin dışında birinin sırada bulunması, doktorun dikkatinden kaçmaz.

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

Yerinden kalkarak ilk defa gördüğü ve kendisinde saygı uyandıran bu beyefendiye yaklaşıp; “Ne şikâyetiniz vardı, buyurun sizi bekletmeyeyim” dediğinde, bu şahıs; “Dr. Bey, benim işim acil değil, siz buyurun hastalarınıza bakın, ben bekleyebilirim” diyerek nazikçe teşekkür eder, ama hastalarına bakan doktorun aklı da, sırasını bekleyen bu farklı kişide kalmıştır.
Biraz sonra sırası gelen bu beyefendi elini uzatarak “Dr. Nusret Karasu” diye kendini tanıtınca, Dr. Ali ani bir şaşkınlık yaşar.
Aklına birden fakülte yıllarında kitaplarını okuduğu, hocaların hocası olarak bilinen, eski Sağlık Bakanlarından, veremle savaşın önde gelen isimlerinden, Erzurumlu Prof. Dr. Nusret Karasu gelir.
Doktor tahmininde yanılmamıştır, karşısında duran Nusret Hoca’nın ta kendisidir, eğilir elini öpmeye, Hoca müsaade etmez.
Ziyaret sebebi anlaşılmıştır, Hoca Tazegül Köyü’nde ailesinden kalan arazilerin bir takım işleri için Aşkale’ye gelmiş ve bu arada sağlık ocağına da uğramıştır.
Nusret Hoca ile umulmadık bir şekilde tanışma fırsatı yakalayan genç doktor, bu güzel tesadüfle birlikte meslek hayatının ilk derslerinden birini de yakalamış, mesleğinin zirvelerinde gezen bir bilim ve devlet adamının mütevazılığini yakından tanımıştır.
Dünyada ve Türkiye’de veremle mücadelenin aşı ile kazanılacağı düşüncesini savunanlardan biri Prof. Dr. Nusret Karasu’dur.
Altmış yıllık meslek hayatını veremle savaşa adayan Prof. Dr. Nusret Karasu Hoca’ya bu çalışmalarından dolayı; 1975 yılında Hacettepe Üniversitesi tarafından Şeref Doktorluğu,1984 Yılında TÜBİTAK Hizmet ödülü, 2002 yılında Türkiye Ulusal Verem Savaş Derneği Federasyonu tarafından Altın Şeref madalyası verilmiştir.

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

PROF. DR. NUSRET KARASU’YA VERİLEN BAZI NİŞAN VE BERAT ÖRNEKLERİ

“Bir ülkede vereme karşı yürütülen savaş, o ülkenin uygarlık yolunda yaptığı savaştır” diyen Karasu Hoca, bu savaşın öncü kuvvetlerinden olup, ömrünün sonuna kadar bu uğurda savaşmış, neticede “İnce Hastalık” diye bilinen veremin kontrol altına alınmasında ve korkulacak bir hastalık olmaktan çıkarılmasında büyük katkılar sağlamıştır.
Tüberküloz ile yaptığı önemli çalışmaların yanı sıra, cüzam hastalığının BCG aşısı uygulaması ile azalacağı düşüncesini de Türkiye’de ilk defa ortaya atan Nusret Hoca olmuştur.
Tam bir dadaşlık kültürüyle yetişmiş olan Hoca, oldukça disiplinli, çalışkan, onurlu, cesur, memleketine âşık, ömrünü insanlığa adamış, yüksek karakterli bir bilim adamıydı.
1960 – 62 ve 1971 – 74 yıllarında iki defa Yüksek Sağlık Şurası üyeliğinde bulunmuş, 1960 ve 69 yılları arasında Türkiye Kızılay Cemiyeti Başkanlığı ve Merkez Kurul Üyesi olarak görev yapmıştır.
1968 ve 80 yılları arasında Torax Hastalıkları Araştırma ve Yardım Derneği Başkanlığı görevini yürüten Hoca, 1973 yılında uzun yıllar çalışmış olduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden emekli olmuştur.
Tıp etiğinden asla taviz vermeyen Hoca, Anafartalar Caddesi’nde açmış olduğu muayenehanesinde yoksullardan ve yatırdığı hastalardan asla para almadığı gibi, tanıdık bildiklerin referansı ile gelenlerden de ücret talep etmezmiş.
Mezun olan tıbbiyelilere; “Hekim olduğunuz ve diploma aldığınız anda birçok taahhüde girmiş bulunmaktasınız. Size söylenecek en mühim şey, tıp mesleğinin mensubu olarak; ailenize, milletinize, ülkenize ve bütün insanlığa verdiğiniz vaatleri tutmanızdır.” sözleri, onun meslek etiğini özetleyen anlamlı bir tavsiyesidir.
Bilim adamlığı, devlet yöneticiliği, askerlik, üniversite hocalığı gibi özelliklerinin dışında sivil toplum kuruluşlarının içerisinde hep bulunmuş, sosyal içerikli projelerde hep yer almıştır.
Aruz vezni ile şiirler yazan Hoca, iki adet de radyo skeci yazmış, sanata olan bu ilgisinden dolayı da Üniversiteli Sanatçılar Derneği’nin kuruculuğunu yapmıştır.
Osmanlı ve Yakınçağ tarihi hakkında oldukça bilgi sahibi olan Hoca’nın Erzurum kültürüne ilgisi de oldukça fazladır.
Bu hassasiyetinden dolayı 1968 yılında “Çeşitli yönleri ile Erzurum ve Çevresi” isimli bir kitap hazırlamış, bu kitap Ulusal Verem Savaş Derneği tarafından neşredilmiş, 27 – 30 Haziran 1968 tarihinde Erzurum’da yapılan Ulusal Verem Savaş Derneği’nin XXI. Kongresi’nde tanıtılmıştır.
Bu kitap; “Erzurum tarihi, Erzurum Hatıraları, Atatürk ve Erzurum, Bugünkü Erzurum, Atatürk Üniversitesi, Erzurum’daki Tesislerden Bazıları, Verem ve Erzurum, Erzurum’da Sosyal Davranışlar, Anılarda Yaşayan Erzurumlulardan Birkaçı, Erzurum’dan Duyduğum ve Öğrendiklerimden ve Erzurum Özlemi” başlıkları altındaki on bir bölümden ibaret olup, Hoca’nın memleketine sunduğu güzel bir çalışmadır.
Nusret Hoca’nın; “Erzurum Tarihinden Birkaç Yaprak, Eyaleti Arzı Rum, Evliya Çelebi ve Erzurum, Hilâli Ahmer’in Dünya Harbinde Erzurum’da Yaptığı Hizmetler, Ana Çizgileri ile Erzurum, Erzurum’da Çıkan Madenler, Merhum Mehmet Arif, Abdurrahim Şerif Beygü, Faruk Kaleli, General Cemal Gürsel, Erzurum Atasözleri ve Deyimlerinden Birkaçı, Erzurum’da Kullanılan Bazı Kelimeler ile İstanbul’da Karşılıklarını Gösteren Küçük Sözlük, Erzurum Şivesinde İstanbul Şivesine Göre Kelimelerde Harf Değişmeleri, Erzurum Esprileri, Erzurum Yemekleri, İstatistiklerde Erzurum, Erzurum Kaplıcalar Şehri Olabilir mi? isimli makaleleri, onun tam bir Erzurum sevdalısı olduğunu yansıtan güzel örneklerdir.
Atatürk Üniversitesi bünyesinde kurulan Tıp Fakültesi’nin 1966 – 67 öğretim yılı açılışında ilk dersi Prof. Dr. Nusret Karasu Hoca’nın vermesi de onun şehrine olan aidiyet duygusunun güzel bir ifadesidir.

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU

ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 1966-67 AÇILIŞ TÖRENİ İLK DERS

Fransızca, Almanca ve İngilizce bilen Nusret Hoca’nın değişik yayın organlarında 300’ün üzerinde çalışması bilinmektedir.
Ulaştığı her makama bileğinin hakkıyla gelen Hoca, bu görevlere gelmek için asla kimsenin desteğini istememiş, ancak kendisine teklif getirildiğinde bu görevleri kabul etmiştir.
Öğrencilerine aşırı düşkün olan Hoca, yılmaz bir demokrasi aşığıdır.
29 Nisan 1960 yılında öğrenci olaylarında okulu kuşatan atlı polislerin önüne çıkıp; “Beni çiğnemeden bu bahçeden içeri giremezsiniz, öğrencilerimi atlarınızın ayakları altında ezdirmem” diyerek öne atılması, onun demokrasiye olan inancının anlamlı bir örneğidir.
Çok sert görünüşünün altında yumuşak bir kalp taşıyan Hoca’nın, yoksullara ve çocuklara olan ilgisi de bir hayli fazladır.
Ömrünü insanların sağlığına adayan ve binlerce hekim yetiştiren Hoca, ömrünün son yıllarında geçirmiş olduğu prostat ameliyatında fazla aldığı anesteziden dolayı ciddi bir rahatsızlık geçirmiştir.
Narkozdan uyanan Hoca; “Kırk katır tepse yıkılmazdı bu sağlam bedenim, midemi tıp tepti” mısralarını okuyarak, içinde bulunduğu durumun vahametini etrafına duyurmuştur.
Titreyen göze çöp batmış, özetle mum dibine ışık vermemiş, tabir yerindeyse Türk tıbbına eşsiz katkılarda bulunan Hoca tıbbın azizliğine uğramış, vefat edene kadar zor bir süreç yaşamıştır.
1976 – 84 tarihlerinde Türkiye Ulusal Verem Savaş Dernekleri Federasyonu Başkanlığı görevini üstlenen Hoca, aynı zamanda bu federasyonun ve Ankara Veremle Savaş Derneği ile Türkiye Kızılay Derneği’nin onursal üyesi olmuştur.
Filmlere ve romanlara konu olmuş verem hastalığının önlenmesinde altmış yıl mücadele eden ve kazanılan başarıda inkâr edilemeyecek katkıları olan Nusret Hoca, 12.08.1987’de vefat etmiş, Cebeci Asri Mezarlığı’nda dayısı Münir Alpagut ve küçük yaşta kaybettiği oğlu Kamuran Karasu’nun yanına defnedilmiştir.
Arkasında binlerce öğrenci ve sayılmayacak güzel hizmetler bırakan Prof. Dr. Nusret Karasu isminin, Adana’da ve Ankara’da adını taşıyan hastanelerde yaşatılması güzel bir vefa örneği olmasına rağmen, doğduğu ve hizmet ettiği şehirde isminin bulunmaması ise oldukça düşündürücüdür.
Ömrünü insanlığa adamış Hemşerimiz Prof. Dr. Nusret Hoca’nın isminin memleketi Erzurum’da yaşatılması özlemimizi tekrar ederken, kendisine Allah’tan rahmet diler, aziz hatırası önünde tazimle eğiliriz.

Dadaş Ecz. Erdal GÜZEL

Etiketler
Paylaş:
"Dadaş Prof. Dr. Nusret KARASU" HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Bu konuya hiç yorum yapılmadı.
HEMEN YORUM YAP

img

BU HABERLER DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR!

Dadaş Tarık BUĞRA (Gazeteci-Yazar)
Babası,Gazeteci Ağır Ceza Reisi hukukçu Erzurum’lu Mehmet Nazım Bey, annesi...
Dadaş Ahmet COŞKUN ( ŞAİR )
1970 yılında Erzurum’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı....
Dadaş Selahattin Turgay DALOĞLU (Gazeteci-Yazar)
1933 yılında Erzurum’da doğdu.Erzurum’da yayın yapan Fazilet gazetesinde çalışmaya başladı....
Dadaş Albay Salim İLKUÇAN
1879 yılında Erzurum’ da doğdu. 1899-1901 yılları arasında Harp Okulu’nda...