DADAŞ Davut Ziya ÜZEL (ŞAİR) | Türkülerle Erzurum

DADAŞ Davut Ziya ÜZEL (ŞAİR)

DADAŞ Davut Ziya ÜZEL (ŞAİR)
Bu haber 11 Ara 2017 Pts 8:14 tarihinde eklendi.
mm
Paylaş:

3 Ekim 1980 tarihinde Oltu ilçemize bağlı Başaklı(Keyıh)köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Narman Yatılı İlköğretim Bölge Okulunda ve Liseyi halen görev yaptığı Erzurum Atatürk Lisesinde tamamladı.
Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi bölümü mezunu olan Davut Ziya Üzel halen Erzurum İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Şef olarak görev yapmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan şair edebiyatla ilgili muhtelif programlara katılmıştır. Şiirlerinde özellikle gurbet ve ölüm teması işlenmiştir.

Davut Ziya UZEL

Davut Ziya UZEL

CAN ÖĞRETMENİM

Elin omuzumda baba gibiydin.
Sevgiyle bakardın anne gibiydin.
Sensin benim hocam, sensin rehberim.
Sabır abidesi can öğretmenim.

Cefakar kalplere ümit verdiniz.
Nefreti, öfkeyi yere serdiniz.
Ayyıldız altında bir askerdiniz.
Bilgi hazinesi can öğretmenim.

Edirne’den Kars’a ilim peşinde,
Branş branş, saf saf bilim peşinde,
Gece gündüz demez her an işinde.
Bir ışık huzmesi can öğretmenim.

Kar, boran demeden düşer yollara,
Açar kucağını nice kollara,
Sevgisi yön verir uçan kuşlara.
Milyonların sesi can öğretmenim.

23.11.2017
Davut Ziya Üzel
“Gününüz kutlu, ömrünüz mutlu olsun”

Davut Ziya UZEL

Davut Ziya UZEL

KUŞKULAR

Kuşkular içimi kemirir durur,
Gecenin koynunda kapımı vurur,
Günbegün kanımı emzirir durur,
Zehirli yılandır bende kuşkular.

Vakitsiz horozdur öter başımda.
Simsiyah dumandır tüter başımda.
Nere gitsem her an yanıbaşımda.
Devasa volkandır bende kuşkular.

La havle çekmeli insan kendince.
Korkunç kuşkulara düşmeden önce.
Beyni yakan bir kor inceden ince.
Yüreği talandır bende kuşkular.

Davut Ziya Üzel 17.09.2017

 Kırma Dadaşım
Haklısın sevdiğim mecnun değilim
Gece gündüz sıcak çölde gezeyim
Ferhat değilim ki dağı deleyim
Aşkı sinesine sığmaz Dadaşım

Loş ışıklar vurur artık hülyama
Sabahsız geceler iner dünyama
Vicdansız cananım girme rüyama
Sardı bir kasvet ki sorma Dadaşım

Buğulu gözlerin yakardı beni
Saçlarından gurbet kokardı hani
Nevbahar gönlüme akardı seni
Sevdamı kötüye yorma Dadaşım

Aşık Davut düştün bir deli gama
Terk etti sevdiğin sinende yara
Seninde mezarın taşları kara
Bir dua isterim kırma Dadaşım
11/12/2007
Davut Ziya Üzel

Davut Ziya UZEL

Davut Ziya UZEL

Sevdasız
Mavi bir hülyadır umutlar bende
En sağnak, en kara bulutlar sende
Fazla yaşamaz bil, bu can bedende
Duy beni dilberim duy kır çiçeğim.

Sarı sonbaharlar geçiyor bir bir
Beklerim yolunu ben kaç senedir
Viran ettin beni bu çile nedir?
Sev beni esmerim sev bal peteğim.

Aşık Davut der ki derdim pek çoktur,
Derdimin dermanı, yarimde yoktur,
Artık sevdalara, aç karnım toktur
Bu aşktan çektim ben elim, eteğim.
Davut Ziya ÜZEL –Nisan 2006

Davut Ziya Üzel & Emin AKTÜRK –Atışması
Davut:
Çilemi bilemez yarenler, yarlar
Her nere gitsem de patika yollar
Hor gördü beni hep şu zalim kullar
Diyemem derdimi Emin gardaşım

Emin:
Derdin nedir bana açıkça söyle
Şirk koşmaktır yapılmaz bu iş böyle
Herkes avunurken gurbetle köyle
Seni yakan nedir? Söyle bilelim
Davut:
Gündüzler olmuştur benimçün gece
Kan ağlar şiirim bak hece hece
Metanet dilerim yaradan yüce
Diyemem derdimi Emin gardaşım
Emin:
Derdin derya olmuş sanırlar akar
Felek garip bilir silleyi çakar
Tek olmak, kimsesizlik yürek yakar
Seni yakan nedir? Söyle bilelim
Davut:
Mutluluk bulmadım sevgi görmedim
Çileyi kederi şirke yormadım
Neşeye sevince bir gün varmadım
Diyemem derdimi Emin gardaşım
Emin:
Bir bütün yaşar mı sandın Müslüman
Yakar sineni dert olursun duman
Herkes arar yanaşacak bir liman
Seni yakan nedir? Söyle bilelim
Davut:
Saklıdır sinemde dert ile keder
Bu hayat beni gör veremde eder
Ağlarım şahitsin mezara kadar
Diyemem derdimi Emin gardaşım
Emin:
Derdin bilmezsem dostluk neye yarar
Gurbetteyim yokluk bedenim sarar
Dertlisin hüzünde kılma be karar
Seni yakan nedir? Söyle bilelim
Davut:
Suçumuz insanca yaşamak bizim
Oysa serefsizler hep dizim dizim
Anladın mı beni ey iki gözüm
Diyemem derdimi Emin gardaşım
Emin:
Emin’im yaşarken çekerim çile
Kimse gurbete gelmez bile bile
Muhtaçsın belli ki sen tatlı dile
Seni yakan nedir? Söyle bilelim
Davut:
Davut der katrandır bu hayat bana
Sızlıyor ciğerim bak yana yana
Ne mutlu diyelim Hakk’a varana
Diyemem derdimi Emin gardaşım
ATIŞMA-02.06.2009

ALİKOPTER
Bizim köyün çocukları,
Öğrenemedi helikopter demeyi.
Hep Alikopter derdik biz
“Alikopter babama selam söyle”
Gurbetteydi babalarımız,
Fransa’da, İstanbul’da, Libya’da,
Duyulur sanırdık naralarımız
Oysa sadece dağlarda
Yankılanırdı bağrışmamız.

Konuşa konuşa Alikopterlerle
Hep geçti bir bir günler, geceler
Ve döndü geldi sırayla
Babaları arkadaşlarımın

İlk sillesini attığında kader
Tam sekiz yaşındaydım ben
Cenazesi geliyordu babamın Libya’dan
Yetim kalmıştı evimiz, her şeyimiz
Sonra
Hiç Alikopterlerim olmadı benim
Bitmişti her şey
Ve artık baba diye…yecektim.
Haziran 2001

Ak tütn

Pusu kurdu düşman bir Cuma vakti

AKTÜTÜN
Pusu kurdu düşman bir Cuma vakti
Şahadet şerbetin içti Mehmedim
Yönlerin kıbleye durma saati
Ecel şerbetini içti Mehmedim.

Ana, baba, eş, dost daim özleyen
Ayağında postal nöbet bekleyen
Yıkanmış ruhları on yedi beden
Sarılı bayrağa geçti Mehmedim.

Misak-ı Milli’de belli hudutlar
Üç beş kalleşlikle alınmaz yurtlar
Sanılır horozlar bir gün yumurtlar
Teröre korkuyu saldı Mehmedim.

Karaydı geceler gündüzde kara
Otuz yıl geçti de dinmedi yara
Kalmasın davamız başka bahara
Silahı eline aldı Mehmedim.

Aziz milletimiz yapacak düğün
Görecek şafağı mutlaka bir gün
Kalleşler meçhule gidecek sürgün
Gabar’da göğsünü gerdi Mehmedim.
10.10.2008

Davut Ziya UZEL

Davut Ziya UZEL

ERZURUM
Karakış, zemheri sende Erzurum
Sevdan çok yücedir bende Erzurum
Gurbeti bitirdim yüz sürdüm sana
Türküdür her dilde, telde Erzurum

Savaşta hançeri vurur Erzurum
On iki Mart günü gurur Erzurum
Diyar-ı Dadaştır tüm yüreklerde
Her daim başın dik durur Erzurum

Derdin çok, yok intizarın Erzurum
Misafirperverdir halkın Erzurum
Gelenek, görenek baş tacı sende
Saygı, sevgi, hürmet varın Erzurum

Aç değildir gözün toktur Erzurum
Özlemim gurbette çoktur Erzurum
Şan, şeref, haysiyet taşırız kalpte
Sende yalan, dolan yoktur Erzurum

Suyu soğuk yaylaların Erzurum
Çok heybetli tabyaların Erzurum
Nur içinde yatsın aziz şühedan,
Ulu Nene Hatunların Erzurum

Damarda dolaşan kanım Erzurum
Sen alın yazımsın canım Erzurum
Kaldırımlarında yorgun ayaklar
Sağım, solum, dört bir yanım Erzurum

Şimdi dağlarında güller Erzurum
Güllere hasret bülbüller Erzurum
Götürün köyüme ölürsem beni
Gayri anam figan eder Erzurum

Yavuzer, Ergani telde Erzurum
Hem Mevlüt İhsani sende Erzurum
Vatanın güzide ozan diyarı
Sümmani, Reyhanî sende Erzurum

Davut da bağrında yaşar Erzurum
Sevinci göğsünden taşar Erzurum
Layık süper lige futbol takımın
Coştur hep bizleri başar Erzurum
Mart 2007

BOŞ BEŞİK
Boş kaldı beşiğin virane gibi,
Kaldı anılarda sevimli yüzün,
Dolaştım dağlarda divane gibi
Kar yağdı gönlüme, içimde hüzün.

Kurudu dağların gülü goncası,
Elbisen bu evde acı bohçası,
Gittiğinden beri yürek tasası,
Kâinat kendine çok gördü seni.

Hatırlatır bana, seni her akşam,
Ninniyle yattığın bomboş beşiğin,
Nerede ne zaman mumları yaksam,
Boş kalmış evimiz harabe gibi.
Malatya-Haziran 2001

BEKLEYEN
veronika üzüyorsun beni sevgilim
bak yağmur yağacak yine,
yine ağlayacağım bir gece yarısı
saçlarını düşünerek
saçların Alplerin çalılıkları gibi
en çok onları seviyorum oysa
bilmez misin kırgınlığımı
gel hadi ömrümün son heyûlası
bekliyorum
blue street’da
Ocak-2006

BİZİM ELLER
Çeşmeler kan akar hep oluk oluk.
Tükenmez kasveti bizim ellerin.
An gelir ederiz şeytana kulluk.
Tükenmez cefası bizim ellerin.

Yorgundur ruhumuz, dinçtir tenimiz.
Bin bir leke taşır asil genimiz.
Daraldı ufkumuz, hayat enimiz.
Bozuldu mayası bizim ellerin.

Nasır tuttu bir bir tarlalarımız,
Şifa bulmaz oldu yaralarımız,
Asilik timsali naralarımız,
Karadır yazısı bizim ellerin.

Moda oldu yalan, zina ve riya.
Atılmak hakkımız dipsiz kuyuya.
Dalmışız cümlemiz derin uykuya.
Kalmadı hayası bizim ellerin.

Aşık Davut der ki bayat bu eller,
Uzakta değildir solmayan güller,
Garip garip öter burda bülbüller,
Biter mi tasası bizim ellerin?
Davut Ziya ÜZEL
06.06.2006

Davut Ziya UZEL

Davut Ziya UZEL

DELİ ŞAİR
Küçükken otobüs camlarına güller çizdi çocuk,
Dedesi koymuş adını Davut.

Ve ufak deresinde çimdi köyünün.
Ürkek ve titrek sarıldı annesine,
Her şimşek çakışında gökyüzünün.

29 Mayıs 988’de yetim kaldı.
Ağladı ağlar hala meçhul kaldı,
Meçhul kaldı ölüm sebebi babasının.

Ahmet Günbay okudu on üç yaşında,
Ağustos’ta ekin tarlalarında.
Adı Davut,
Türkü yaktı köyünün dağlarında.

Hasret ne kadar büyük hasret alın yazısı.
Dönülmez gurbet miydi?
Özlemin gerçek adı.

Çocuk,
İlk şiirini yazdı 994’te Bosna’ya
Ve merak saldı Şili’li NERUDA’ya.

Necip Fazıl okudu ve Attila İLHAN,
Yüreğinde şiir oldu han.

Yirmi ikisinde alevlendi,
İlk aşkıyla evlendi.

Ve Davut,
Deli Şair,
Yaşıyor bağrında Erzurum’un.
Nisan 2007
Davut Ziya ÜZEL

GÖZLERİN
Gözlerin içimin malihulyası,
Bir ziyadır gönlümü sarar gözlerin.
Gurbet gecelerimin sıcak rüyası,
Şu soluk yüzümü arar gözlerin.

Sahte bir baharı yaşıyor ömrüm,
Ne gecem gecedir, ne günüm gündüz.
Seninle baharı yaşadı gönlüm.
Gel gör ataşlarda bir avuç külüm.

Gözlerin aşkımın gülü, goncası,
Bir sabah güneşi, güzel gözlerin,
Kalbime vurulan çile kancası,
Hazan mevsiminde gazel gözlerin.
Nisan–2002

GÜL VE DİKEN
Gülün güldüğü vakit diken ağlar,
Gülü bittiği yere diken anlar,
Gül olan yerde kasvet ne arar.
Gül ölür diken giyer allar,
Diken ölür gül karalar bağlar.
2001

JULİE ANNE
Bir başka pusluydu nedense Alp Dağları,
Beyaz kefen gibiydi üzerinde karları.

Altın saçlı Julie anne ağlıyordu
Kararmış dünyası efkârlar bağlıyordu
Ve teselli bekliyordu tabiattan, güneşten
Vivian yoktu Julie’nin oğulcuğu

Torino yanıyor, Verona ağlıyordu
Gece ölüyordu Blue Street’da

Tüm ölümler erken midir? Bilinmez
Sekizinde kimse toprakları istemez
Ölümde hayatın parçasıydı yazık ki
Julie Vivian’sız kâinatta yürümez

Roma yanıyor, Milano ağlıyordu
Yaşam bitiyordu Blue Street’da

Alp Dağlarında yıldızlar sönecek birazdan
Ve sabah olacak İtalya’da halk için
Solgun yüzünde Jülie’nin intihar hesapları
Vatikan’da çanlar çalacak Vivian için

Floransa yanıyor, Livorno ağlıyordu
Islaktı kaldırımlar Blue Street’da

Venedik’te gece limanlar ağlamış
Buket buket hüzünler mezarlığı kaplamış
Çabucak tasarlamış intiharı, Jülie anne
Koşmakmış niyeti Vivian’a kavuşmakmış.

Empoli yanıyor, Palermo ağlıyordu
Kapalıydı her yer Blue Street’da

Yine Alp Dağları puslanıp ağlayacak
Sırtını yorgan gibi kar ile kaplayacak
Bir aile maziye karışacak Blue Street’da
Julie Vivian’a gidip kavuşacak

Bir zamanlar Blue Street’da Julie anne diye biri yaşardı
O ağladı mı şüphesiz tüm İtalya ağlardı.
07.04.2001

UMUT
Umut bulut bulut darmadağın,
Umut asılı bir kuş baharda.
Meyvesi tükendi bahçenin, bağın
Umut çıkılan yokuş baharda.

Mavi bir çiçek olur arzular,
Solar sonbaharın dal uçlarında.
Üşürüm kim görür, beni kim duyar,
Hayatım ellerin ipuçlarında
Umudum gurbetin avuçlarında.
Ocak-2002

İNSANLAR
Kimi yola çıkar, kimiyse yoldan
İkiye ayrılır insan dediğin,
Haz almaz kimisi paradan puldan
İkiye ayrılır insan dediğin.

Yola çıkanlara bir çift sözüm var
Zafere götürür cesaretiniz.
İnsan olmadınız yoldan çıkanlar
Kalır sokaklarda cesetleriniz.

Kul kendi kaderin kendisi çizer
Kiminin kalbinde karanfil biter
Kimisi imansız toprağa girer
İnsanlar kaderin kendisi çizer

Davut Ziya sende yolun şaşırma
Git kendi yoluna fanidir dünya
Kimseyi üzerek bardak taşırma
İstikbal bizlere mavi bir hülya
Şubat-2007 Davut Ziya ÜZEL

Kazın Dostlarım
Sevdamı yaşadım yirmi yedi yıl
Çok çektim beynimde kalmadı akıl
İsterdim, şehitlik olmadı vasıl
Adıma bir şiir yazın dostlarım

Bu gurbet eline düştüm düşeli
Bazen kederliyim bazen neşeli
Katmerli dertlerim beşyüz köşeli
Naciz selamımı alın dostlarım

Dostlar bana yakın ben dosta yakın
Erzurum’lu Davut çok hasta bakın
Ölürsem siteme, siz yasta bakın
Kabrimi köyümde kazın dostlarım.
Davut Ziya ÜZEL-29 Haziran 2007 Kuşluk vakti

Davut Uzel

Davut Uzel

ÖZ DİYARIM ERZURUM

Dumanlı dağları yüklü kar ile
Sevdama doymadım nazlı yar ile
Karakaş, kara göz canım Erzurum
Ah çekip ağlıyor ahu zar ile.

Gezerim Mumcu’da, Taşhan içinde
Sevmekten öte bir haz var içimde
Seninçün atıyor kalbim Erzurum
Efkârlıyım bugün duman içinde

Hamarat bilinir Tortum insanı
Taşıyla nam salmış Oltu vatanı
Sende Nene Hatun, tarih Erzurum
Pasinler’de biter şeker pancarı

Davut Ziya döktü yaşın toprağa
Yazdı üç beş satır yeşil yaprağa
Dedi anlatılmaz sözle Erzurum
Selam durun dostlar öz diyarıma
Şubat 2007

GİT SUNAM

Tepeden tırnağa göçmüş gibisin.
Yarasız sinenle uçmuş gibisin.
Üç pare yaram var birisi sensin.
Git Sunam sen benden geçmiş gibisin.

Söner mi sanırsın çile, ateşim.
İsterdim yuvamda olasın eşim.
Kalmadı sevdanla kavgam, güreşim.
Git Sunam sen benden geçmiş gibisin.

İsterdim içesin köyüm suyunu,
İsterdim sağasın kara koyunu,
Oysa bırakmadın bir kez oyunu.
Git Sunam sen benden geçmiş gibisin.

Varlığa, yokluğa etseydik yemin.
Aşkımızdan sonsuz olsaydık emin.
Razıydılar oysa babanla, emmin.
Git Sunam sen benden geçmiş gibisin.

Akıtır gözyaşın çaresiz Davut.
Git Sunam ellere kendini avut,
İsmimi anma hiç, aşkımı unut.
Git Sunam sen benden geçmiş gibisin.
20 Şubat 2008

KURTARIN BİÇARE BAYIM
Bayım
Çatırdadı eşikleri memleketimin
Güneş söğüt yapraklarından sızıyordu üstelik
Ülkemden bir çocuk çorabı delik
Ve yalınayaktı demokrasi üstelik.

Bayım
Kızıldı gökyüzü kim ne derse desin
Ah Amerika sevsinler seni koçum
Kilosu sekizden mercimeğin
Fukara garibim ne yesin.

Bayım
Uğramaz varoşumuza asfalt
Sarmış burjuvazi bir oyun
Bizi de adam yerine koyun.
Alt sınıftayız alt
Döner ha döner bir oyun

Bayım
Tonu yedi yüzden Rus kömürü
Yaktı Ahmet amcanın ömrünü
Her kişi bulamaz kara üzümü
Er kişiler bitirir şu terörü

Bayım
Geçtik kırmızısından etin
Yaşamak ülkemde çetin
Tavuk dörtten balık beşten
Tuş çıktık kolay güreşten

Bayım
Harcayacak yer ararsınız paranızı
Bir gün yakar felek çıranızı
Kurtarın biçare kurtarın siz
Bakımevi’ndeki ananızı

Bayım
Namus yok, ar yok, edep yok sizde
Evlenmekte zor artık bizde
Asıl fukara olan krizde
Kalın sizde bir gün inde, dehlizde
27.10.2008

NUR ANNEM
Nur annem büyüttün yaşattın beni
Bu fani dünyaya nakşettin beni
Borcunu ödemek nasip olur mu?
Nur annem kokladın doyurdun beni

Gurbet yolu bekler dili dualı
Küçücük yuvası iki odalı
Bahçesiz, mutfaksız hem de sobalı
Annem yoksullukta doğurdun beni

Sütün helal eyle çileli anam
Bitmiyor askerlik hangisin sayam
Hasrete düşmüşüm nasıl dayanam
Annem vatan için büyüttün beni

Tutarım orucum sen dert bağlama
Öderim borcumu bir gün ağlama
Yeter ki düşünüp gönlün dağlama
Nur annem yoklukla büyüttün beni

Karlı dağlar geçit vermez geleyim
Özlerim gelemem elin öpeyim
Bitsin hasret muradıma ereyim
Nur annem sevginle büyüttün beni

Bu Davut gurbette ölür de gider
Kara topraklarda çürür de gider
Sanmam ben ölünce gözyaşın diner
Nur annem şefkatle büyüttün beni

07.03.2008

Oltu Başaklı(Keyıh)

Oltu Başaklı(Keyıh)

KEYIHLİ GELİN
Babasın evine hesiret gelin.
Gırmızi guşağı sariyor belin.
Duali, niyazli Müslüman dilin.
Sabahdan tez gahar Keyıhli gelin.

Yeddi yıl getmedi gendi kövüne.
Goymaz gaynanası heç bir dügüne.
Gaynatası degirmanda ügüne.
Çoh çeker elinden Keyıhli gelin.

Gocasi gurbetde mehtip yollamir.
Sızılir cigeri, yüregi yanir.
Sabiler gapide durmadan azir.
Herif yoli behler Keyıhli gelin.

Bedıra elinde eve su daşur.
Cin diyir gaynanan gafasına vur.
Gaynata bağırir gel sıfrayi gur.
Çüş demez, çor demez Keyıhli gelin.

Tarladaki yaban otlari yolir.
Ahşam eve gelir inegi sağir.
Hıngel büşürecah hamuri açir.
Çalışgan, hamarat Keyıhli gelin.

Dedi Aşık Davut bunnaride yaz.
On yılın içinde saçım bambayaz.
Derdime teselli oldun sen biraz.
Ağlir bir köşede Keyıhli gelin.
Aşık Davut Ziya ÜZEL
07.06.2006 Keyıh: Oltu Başaklı köyünün eski ismi

MUALLAKLARDA DOĞRANDIM
Susmuştu şehir ansızın,
Üşürken masum kuşlar yuvalarında.

Bakışlarım anlamsız ve titrek sesim
Ve ellerimde maziden kalma
Hatırası yüce küçük bir resim.

Sen yaşama sebebim,
Yakarken yüzünü ağustos;
Ben muallaklarda doğrandım,
Ve haykıramadım,
Ve ağlayamadım mehtapta.

Tüm yolcuları beyaz giyinirmiş otobüslerin,
Sen gidince anladım bunu.
Bir başka yanarmış içi küslerin,
Terk edip gidince yaşadım bunu.

Henüz on beşinde baharındasın.
Sarılı kefene mezarındasın.
Bitmedi sevdam hiç, hep duamdasın.
Henüz on beşinde baharındasın.

Doymadım sevdama, doysun topraklar.
Sensiz açtı bir bir yeşil yapraklar.
Kavrulan içimi tek ölüm paklar.
Doymadım sevdama, doysun topraklar.

Yoksun kelepçeli ellerim
cigarayı iki pakete çıkardım günde
parkların tadı yok bahçelerinde
değil hiçbir şey eskisi gibi

yanık türkülere aşina kulaklarım,
ve saçımda aklarım.
yoksun kır çiçeğim,
papatyam, kardelenim
31.05.2007
Davut Ziya ÜZEL

SELAM OLSUN
Selam olsun sana Tabyalar şehri,
Doğunun gururu cesur neferi,
Can verir toprağına Çoruh nehri
Selam olsun sana Tabyalar şehri

Mavi beyaz bayrağın dalgalanır
Yüce Palandöken sende şahlanır
Çifte Minare’nde tarih canlanır
Selam olsun sana Dadaşlar şehri.

Beyaz bir yorgandır karlar sırtında
Nene Hatunların yaşar bağrında
Şehit kanı vardır topraklarında
Selam olsun sana Dadaşlar şehri

Tozludur yazların, çetindir kışın
Tüm dünyada tanınır Oltu taşın
Gerersin göğsünü dik durur başın
Selam olsun sana Dadaşlar şehri.

Tortum’da yetişir bin bir nebatat
Gezin türbeleri alın hep murat
Cirit oyununda kükredi kırat
Selam olsun sana Dadaşlar şehri

Yavuzer’i Ergani’si söylemiş,
Reyhani’si yüreklerde yer etmiş,
Sümmani’si memleketi inletmiş,
Selam olsun sana Aşıklar şehri.

Aşık Davut sözü tamam eyledi,
Gurbetten sılaya selam eyledi,
Diyar-ı Dadaşa kelam eyledi,
Selam olsun sana Dadaşlar şehri.
Davut Ziya ÜZEL
Nisan-2006

SEVDASIZ
Mavi bir hülyadır umutlar bende
En sağnak, en kara bulutlar sende
Fazla yaşamaz bil, bu can bedende
Duy beni dilberim duy kır çiçeğim.

Sarı sonbaharlar geçiyor bir bir
Beklerim yolunu ben kaç senedir
Viran ettin beni bu çile nedir?
Sev beni esmerim sev bal peteğim.

Aşık Davut der ki derdim pek çoktur,
Derdimin dermanı, yarimde yoktur,
Artık sevdalara, aç karnım toktur
Bu aşktan çektim ben elim, eteğim.
Nisan 2006

SONSÖZ
Düş yakamdan, yüreğim yalınayak,
Düş yakamdan, üryan yüreğim.

Yalnızlık boynumda ilmek,
Çetindir sevdayı bilmek.

Selam etmiş nazlı yar.
“Gelecem yağmadan kar,
Bahçede açınca nar,
Düğünde oynarız bar”

Şimdi gel geleceksen.
Kışı bekleyeceksen,
Narları yiyeceksen,
Boşa hayal kurma sen.
07 Temmuz 2006

OZANLAR DİYARI

Gözleri amaydı dünyayı gördü
O halk şiirinde profesördü
Toprağı işledi, doğayı ördü
Sivas’ın bağrında Âşık Veysel’im
Ozanlar diyarı can Anadolu’m

‘Gidirem’ deyip de göçünü aldı
Belki bazısından öcünü aldı
Dadaş vatanından gücünü aldı
Bursa’nın kalbinde Yaşar Reyhanî’m
Ozanlar diyarı can Anadolu’m

Yâd etti dedesin hiç unutmadı
Gönlünde güllerin hiç kurutmadı
Yıldızlı âşıktı atıp tutmadı
Narman kazasından Nusret Toruni’m
Ozanlar diyarı can Anadolu’m

Âşık Davut fani dünyaya geldin
Sevdin yaşamayı gülüp eğlendin
Kimi gün dağlarda çalıp söyledin
Erzurum Oltu Başaklı’dır köyüm
Ozanlar diyarı can Anadolu’m
04.12.2007

ÖMRÜMÜN ŞAHİKASI

Elli üç gün sürmüştü o büyük muhasara,
Viran olmuştu Bizans, uğramıştı hasara,

Müjdelemişti fethi Peygamber Resulullah,
Adını yazdı Fatih, gök kubbeye bir sabah.

Bakarım camilere, aklıma Sinan gelir,
Ulu semalarından bin bir ezan yükselir.

Nice erenler yatar gülistan toprağında,
Ruhu vardır onların her ağaç yaprağında.

Yazılıdır en güzel hadisler mahyalara,
Zerren tarihle dolu sığmazsın sayfalara.

Ey benim baki sevdam ey gönlümde yaşayan.
Tarihten günümüze medeniyet taşıyan.

İşler fabrikaların; sen işçi arımızsın.
Beş yüz elli üç yıldır atardamarımızsın.

Davut Ziya yolunda gözyaşını akıtır.
Ömrümün şahikası mezarım sende kalır.
Nisan–2006

ÖPTÜM BE ANNEM

Yeşerdim, filizlendim ellerinde
Kocaman yerim vardı yüreğinde
Maziyi görürdüm hep gözlerinde
Bastığın yerleri öptüm be annem

Çektin çilesini, gamını ömrün,
Bir gün gülemedi o tatlı yüzün,
İncitmez kimseyi pamuktur gönlün
Nur kokan ellerin öptüm be annem.

Askerde mektubun alıp ağladım
Özlemle içimi her gün dağladım
Ölüm haberinle kara bağladım
Mezar taşlarını öptüm be annem

Sensiz yaşamanın hiçbir tadı yok
Huzurun, sevginin artık adı yok
Bu dünyada gönlümün muradı yok
Kokladım resmini öptüm be annem
Şubat 2007

SAY Kİ

Gülümserken mehtapta yeşil takalar,
Yüreğim ellerinde sevgilinin.
Üzerime gelir kirli yakalar.
Kölesiyim beni tutacak elin.

Say ki yüreğin başkalarında,
Say ki yalınayaksın tenhalarda.

Kanar gözlerim sel olur kanar,
Gurbetlik fena koyar,
Batar dikendir bir anlamda.
Gece hepten ölüm kokar.

Say ki sümbül hasrettir sana.
Say ki kasvetlisin baharda.

Hüznüme odaklanmış ellerin,
Gülümser yalnızlığıma gözlerin,
Hançerdir saplanır yüreğime,
Kabrime bıraktığın sahte güllerin.

Say ki bitmiş bir sevdadır hayat.
Say ki taze bir sevdadır ölüm.
22 Mayıs 2006

SİRAYET

Gerçekleşti sağ iken yazık ki kabzıervah
Yüz tuttu çürümeye isyankâr gençlik eyvah

Unutturuldu tarih sardı ki bir debdebe
Hınsıyemîn yarışı uzar gider ebede

Adı popüler kültür bu nasıl büyük bela
Ayasında sıkışan hem deli hem cühelâ

Hayreylesin yaradan var bunda bir keramet
Tarumar olur acun kopar bir gün kıyamet

Şark ilinden değildir garptandır benim korkum
Vur hançeri iblise payitahtım Erzurum

Cahiliye devrinden belki de kötü devir
Yardım eyle Allah’ım sâlih kullara çevir
30.10.2008

ŞAİRLER

Öldüğünde karanlığı, gecenin
Ağlıyordu şairler, dünyanın terasında.
Ve çalıyordu vuslatı enstrümanlar,
Menekşe kokuları arasında.

Üç damla yaş süzüldü kahverengi gözünden,
Patikalara düştü sağnaklar gökyüzünden.
Serin yaylalarda mı buldun aşk iksirini?
Dökmüşsün mendiline en keskin şiirini.

Sürer mezara değin yalnızlık nöbetleri,
Çoğalır kasvetleri ölüm şairlerinin.
Omuzlarına düşer en tuzak lekeleri,
Değmez başı yastığa sevda şairlerinin.

Gün ağarır çiçekler, açar milyon tomurcuk,
Bal düşer peteğine doğa şairlerinin.
Hasret boynunda ilmek, darağacıdır dünya,
Sılası varılmaz han gurbet şairlerinin.

Sevda, gurbet, tabiat hep birer koca yalan
Satılık olsa yaşam olur mu bir tek alan?
Nedir bu hal şairim? Derbeder kalem, kâğıt,
Ölüm gerçek olandır yakılır hemen ağıt.
16.06.2008 Gece Saat:03.00

TÜRKÜLER SÖYLE BAYIM

Yolculuk nereye bayım?
Otur oturduğun yerde.
Bak yeşil ovalar, vadiler bizim.
Özgürlük bulunduğun yerde.

Bayım,
Martinez üstün mü Mehmet kuldan?
New York güzel mi İstanbul’dan?
Çıkıldı özentiyle yoldan,
Bayım,
Kaldır başını yad toprağından

Oysa ben kırmızı koyunlarını bile değişmem,
Böğürtlenini, ezo çorbasını, kanla alınmış topraklarını,
Değişmem hiçbir şeye ülkemin,
Zindanlarını bile.

Bayım,
Bak şu Konya ovasına,
Nasıl vurur meltem saçına,
Filizlen yeniden başaklar gibi sende.
Türküler söyle bayım,
“Ana” olsun içinde, “vatan” olsun, “yar” olsun.
İster geç bar başına ister katıl halaya,
Bu ülke bizim bayım,
Şemdinli’den İpsala’ya.
17.10.2008

VARDIM EŞİĞİNE YUNUS EMRE’NİN
Uyandı gafletten biçare gönlüm
Vardım eşiğine Yunus Emre’nin
Pusulam sevdadır, Hak artık yönüm
Vardım eşiğine Yunus Emre’nin

Her anım kan revan, zehirdi önce
Gündüzler olmuştu benimçün gece
Sezdim ki delalet, gidiyor güce
Vardım eşiğine Yunus Emre’nin

Gördüm ki kemliğin sonu yok imiş
Çileyle kavrulan kullar çok imiş
O’nun deryasında yürek tok imiş
Vardım eşiğine Yunus Emre’nin

Mazideki günler kocaman kirdi
Kabirde bekleyen Münker, Nekir’di
Davut Ziya! Doğru yalnızca birdi
Vardım eşiğine Yunus Emre’nin
17.06.2008

VARDIM KARA TOPRAĞA
Senli anlarda öldü, dirildi bak yüreğim
Sana koşmak günahsa ömrümce sürüneyim
Dökülsün şamdanları gönül saraylarının
Al götür sevinçleri kedere bürüneyim.

Sensiz gövdem tarumar, bil ki gözlerim fersiz
Sıla sensiz gurbettir kalmışım yurtsuz, yersiz
Kırlarda kelebeğim, göklerde can kuşumdun
Gel gör aklar saçımda, penceremse güneşsiz.

Sevda başaklarını şimdi artık kim biçer?
Ayağının bastığı topraklardan kim geçer?
Aşkı henüz alınmış bir soğuk ölüyüm ben
Ey gönlümün haini seninde devrin biter.

Gerçekleşti hayalin vardım bak son durağa
Kara topraktım evvel, vardım kara toprağa
Aşkım, hakkım haramdır, hem zehir, zıkkım olsun
Senli anlarda döndüm yeşil, sarı yaprağa
12 Haziran 2008

ÜÇ DAL YİĞİT
Gülleri kelepçelediler,
Bitmez ilkbahar gecelerinde.

Onlar sert kayalıklarda durdu tomurcuğa,
Yokluğu, yoksulluğu içtiler yirmi beş yıl,
Çizdiler resmini özgürlüğün,
Buğulu camlara bir çocuk gibi.

Onlar sonsuz çölde birer vahacık,
Kocaman deryada minik adacık,
Ve Onlar
Mavi kuş misali uçup gittiler,
En temiz sayfasından ömrümüzün.

Nafaka yeşil soğan üstüne acı ayran,
İstenen kula kulluk dostum akıllı davran.
Voltadadır mahkûm dar boşlukta,
Serin yaylalarını düşünür memleketinin

Eski radyonun cızıltılı sesi,
“Şimdi uzaklardasın” diyor sanat güneşi,
Anadan, babadan ve dosttan ayrı.
Delikanlılarda üşür sıcak yaz günü,
Uyur ve unutur usulca dünü.

Kurulur darağacı ikisinde gecenin,
Zor yerinde uyanır bilinmez bilmecenin.
Sallanır ardı ardına üç dal yiğit
Sallanır mavi kuşlar.
Ve kurşuna dizilir özgürlük.
13.12.2007

YALNIZLIK BÜYÜTMEK
Sarardı hep yaz geceleri,
Kördüğüm misali yaprakların.
Vahası gibiydin önceleri,
Çöl sarısı yüreğimin.

Bir çocuk gülümsemesi kadar,
Şimdi en mutlu anı ömrümün.
Diyorlar bana “Ey yalnızlık büyüten şair,
Ne yazdın sevdaya dair”
Şubat 2007
Davut Ziya ÜZEL

YEŞİL TABUTUM
İki metre kefenim var,
Bölük pörçük bedenim var,
Kabristanında köyümün,
Üç beş karış toprağım var.

Dünya kararır gözüme,
Dönemem o an özüme,
Keser yolumu Azrail,
Soğukluk çöker yüzüme

Kalp krizi, kanser derler,
Verem, tümör, ülser derler,
Ölüm sebebim bilinmez.
Biçer kefenim terziler.

Kazanım kaynar ocakta,
Odunlar yanar iştahla,
Minarede bir hoş salâ,
Yaşlı gözler bakar bana.

İki genç mezarım kazır,
Yeşilli tabutum hazır,
Bekler hane kapısında,
Dostlarım kıbleye nazır.

Gövdem musalla taşında,
Kılınır namazım saf saf.
Davut yirmi beş yaşında,
Öldü yazar sal taşında.
Nisan-2006

YILDIZLAR DÜŞER
Kırlangıç sessizliğidir, bende gecelerin.
İstanbul ah İstanbul!
Uzar ay ışığında gökdelenlerin.

Hatırlarım mehtapta senle olan kavgamı,
Oysa bırakmaz felek yakamı.
Düşünürüm Ayasofya’da Fatih’i,
Topkapı’da fethi.
İstanbul ah İstanbul yürekten severim seni.

Özgürlük Meydanında sabah kuşları,
Öter yalnızlığıma doğru
Ağlarım, hüzün bağlarım
Yol alırım kırgınlığıma doğru.

Yeni hayat hevesiyle dolu kalpleri,
Yenibosna metrosunda üç kız bir ana.
Sarışın, menekşe, yorgun renkleri,

Sislere karışır cılız vücudum.
Yıldızlar düşer ellerime.
Sarayburnu’nda bulut olur umudum.
Başımı koyarım gece hayallerime.

Köprülerinde kamyonlar katar katar,
Güneşle doğar Kumburgaz’da martılar.
Yetimlik günlerim gelir aklıma,
Bilirim beni anlatır,
En efkârlı şarkılar.
(Ocak-2003)

Uzel kardeşlere uzun ömürler dilerim.

Uzel kardeşlere uzun ömürler dilerim.

GÖÇMÜŞÜZ KEYIH’DAN
Leğeni, sepeti, gemi, eleği
Bıraktık orada beşli tüfeği
Sırtladık yorganı hem de döşeği
Göçmüşüz Keyıh’dan duyun turnalar

Kaldı dırmıh, dirgen, orakla, keser
Hem çekiç hem örs tırpanı bekler
Akmıyor köyümde soğuk çeşmeler
Göçmüşüz Keyıh’dan duyun turnala

Nerede heybeli ince Fedime
Ağ örmüş örümcek boş değirmene
Peynirle dönerdi yayladan Hatce
Göçmüşüz Keyıh’dan duyun turnalar

Aşık Davut gözün yaşı kurumaz
Bağırsan şehirde kimseler duymaz
Köy kabristanına mezarını kaz
Göçmüşüz Keyıh’dan duyun turnalar

Oltu Başaklı(Keyıh)

Oltu Başaklı(Keyıh)

Etiketler
Paylaş:
"DADAŞ Davut Ziya ÜZEL (ŞAİR)" HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Şair-Yazar Şahin Karadağ;

Yüreği şiirle dolu şair Davut Ziya Üzel’in şiirleriri fırsat buldukça okuyorum. Onun şiirlerinde Erzurum’un, Anadolu’nun, Türk’ün yanıklığını buluyorum.


12.02.2018 17:35
HEMEN YORUM YAP

img

BU HABERLER DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR!

DADAŞ Dr.Tayyip CİNİSLİ
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir” kitabında anlatmış olduğu Cinis Köyü,...
Aşık Davut Sulari (Ağbaba)
1925 yılında o zamanlar Erzurum’a bağlı Tercan kazasının Çayırlı İlçesi’nde...
DADAŞ Hacı Hafız Mehmet (Muhammed) Efendi
Erzurum-İspir İlçesi Düzköy’de 1887 yılında doğmuştur. Mehmet Efendi’nin kendisi, hayatıyla...
DADAŞ Hayriye TEMİZKALP (THM Kaynak Kişi)
1899 yılında Erzurum/Hınıs’ta doğdu. Ünlü THM Sanatçısı ve Hocası Neriman...