DADAŞ Aşık Garip Bektaş (Merhum)

DADAŞ Aşık Garip Bektaş (Merhum)

DADAŞ  Aşık Garip Bektaş  (Merhum)
Bu haber 24 Eki 2012 Çar 4:07 tarihinde eklendi.
mm
Paylaş:

DADAŞ

Aşık Garip Bektaş

Merhum

DADAŞ Aşık Garip Bektaş

Hakikat bağından derdiğim çiçek
Kokusu ne güzel gülü ne güzel
Kırkların ceminde gördüğüm gerçek
Sakisi ne güzel hali ne güzel
 
Garip Bektaş gonca gülü derince
Muhabbet sevgisi kalbe girince
Hakkın cemalini kulda girince
Yaradan ne güzel kulu ne güzel

Ozanımız Erzurum’un ilimizin Aşkale ilçesinin eski ismi Şoik yeni ismi Özler olan köyünde dünyaya gözünü açmış. Bu değerli Ozanımız babası Mehmet Ali Ağa, anası Ballı hanımdır. Ozan Garip Bektaş’ın daha önce yayınlanmış olduğu Geldim – Gördüm – Gezdim isimli üç şiir kitabı vardır.Ozan Garip Bektaş 1952 yılında köyünden ayrılmak zorunda kalır ve her Anadolu genci gibi o da İstanbul’a gelir. Ozan Garip Bektaş bir türlü doğru dürüst iş bulamaz, çektiği çilelerden sonra askerlik çağının geçtiğinin farkında bile olmaz. Bir gün gider askerlik şubesine müracaat eder. 1963 yılında İzmir Bornova 57. Topçu Tugay’ında asker olur.

1965 yılında terhis olduktan sonra tekrar İstanbul’a döner ve bir müddet seyyar işlerde çalıştıktan sonra 976 yılında İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nde kadrolu işçi olarak işe giren ozan, bu iş yerinden 1999 yılında emekli olur. Bu zaman içinde yine güzel şiir yazmasını devam ettiren ozanımız, Yazdım isimli dördüncü kitabını tamamlar.Çağımızın en verimli ozanlarından biri olan Aşık Garip Bektaş’ın ellinin üzerinde kasetlere okunmuş eseri vardır.

Aşık Garip Bektaş

SEN GELDİN
Yıllar önce açılmıştı aramız
Yine bugün hatırıma sen geldin
Kabuk tutmuş, küllenmişti yaramız
Yine bugün hatırıma sen geldin.
 
Ne bir mektup ne bir haber bekledim
Sır diyerek sevgimizi sakladım
Şöyle geçen yıllarımı yokladım
Yine bugün hatırıma sen geldin
 
Yaşım yüz olsa da, ister yüz elli
Gönlüm unutmamış seni temelli
Hasretin içimde çıkmıyor belli
Yine bugün hatırıma sen geldin.
 
Ayrılık treni gelip geçerken
Sevda dağlarını delip geçerken
Herkes kendisine bir yar seçerken
Yine bugün hatırıma sen geldin.
 
Garip Bektaş der ki: hayalde düşte
Akıldı bırakmadı bu sevda başta
Dört mevsim içinde baharda kışta
Yine bugün hatırıma sen geldin

GELDİM

Bizim
Yüklemiş yükünü dost diyarına
Gider Kerbela’ya göçümüz bizim
Dosta kavuşmaya az kaldı zaman
Hasretlik doludur içimiz bizim
 
Yol oğluyuz yol erkanı biliriz
Hakka ikrar verdik sadık kalırız
Neslimiz Muhammed oradan geliriz
Ali’yi sevmek mi suçumuz bizim
 
Zehir içirdiler İmam Hasan’a
Hazreti Hüseyin boyandı kana
Zeyneli Abidin düştü zindana
Genç yaşta ağarır saçımız bizim
 
Bakır’la kazanda kaynar tenimiz
İmam Cafer ile yol erkanımız
Musayı Kazım’a kurban canımız
Her zaman kurbanlık koçumuz bizim
 
Taki Naki Şah Askerim ağladı
İmam Rıza ciğerimi dağladı
Şahı Merdan onikiye bağladı
Yas tutmayan kaldı kaçımız bizim
 
Ol Şahlar Şahına bağlıdır başım
Mehdi Muhammet’tir zafer güneşim
Yüklemiş yükünü Garip Bektaş
Başımızda kızıl tacımız bizim
Kıldım Geldim
Nolur hocam kızma bana
Ben namazım kıldım geldim
Vardım Hakk’ın divanına
Desturumu aldım geldim
 
Attım kin ile nefreti
Buldum sırrı hakikatı
Neslim İmam tarikatı
Ummanlara daldım geldim
 
İman dolu özüm ile
Secde ettim gözüm ile
Sürünerek dizim ile
Hakk yolunu buldum geldim
 
Ömür boyu oruç tuttum
Gece gündüz hep aç yattım
Gözyaşımla iftar ettim
Dertle içle doldum geldim
 
Garip Bektaş berrak suyum
Ehlibeyttir benim soyum
Anladınsa işte buyum
Cehaleti sildim geldim

GÖRDÜM

 
Nafile
Vicdanında Hakkı bulmayan kişi
Yüzbin kere Hacca gitse nafile
Göz ucuyla namaz kılmayan kişi
Ömür boyu oruç tutsa nafile
 
İnsanı hak bilip onu sevmeyen
Bir gönüle girip mihman olmayan
Verdiği ikrara sadık kalmayan
Gece gündüz secde etse nafile
 
İçinde var ise kin ile nefret
Onda mevcut olmaz sırrı hakikat
Helalı haramı etmiş ganimet
İlmin gıdasından tatsa nafile
 
Garip Bektaş keramet var insanda
Hakkın nişanesi mevcuttur onda
Onsuz hayat olmaz bütün cihanda
Softa keramete yetse nafile
Önce
Hakikat babında nurda idim ben
Bir kişi Leyla’ya yanmadan önce
Hakkın haznesinde sırda idim ben
Bedenim toprağa dönmeden önce
 
Desturla yapıldı cümle bedenim
Cesedim içine gizlendi canım
Damarım içinde dolaştı kanım
Şu lain şeytana kanmadan önce
 
Kuvvetimi aldım güneşten sudan
Adem sıfatına girdi bu beden
Kendi öz nurundan verdi Yaradan
Nefsi bedenime sunmadan önce
 
Tanrım irademi verdi elime
Hak ismini evvel aldım dilime
Eliften okudum birkaç kelime
Nurdaki kandiller sönmeden önce
 
İnsanlık ismini aldım nişane
Aklımla hükmettim bütün cihana
Cümle canlılardan oldum merdane
Garip Bektaş aşkım dinmeden önce

Aşık Garip Bektaş

Öyle Gel
Aşık bu divana girmek istersen
Pir elinden dolu iç de öyle gel
Her aşık çözemez ilmin sırrını
Yalanı gerçekten seç de öyle gel
 
Hamları yetiştir çiğleri pişir
Gönlünü güneşten öteye düşür
Yetişen meyvayı vaktinde döşür
Ektiğin mahsulü biç de öyle gel
 
Bırak bir kenara zararı karı
Bu dünyada kalır dünyanın varı
Ceset bir kovandır gönül de arı
Çiçekten çiçeğe uç da öyle gel
 
Gerçek aşık dönmez doğru yolundan
Onun ismi kalır halkın dilinden
Mevlam sorgu sormaz doğru kulundan
Halk uğruna candan geç de öyle gel
 
Garip Bektaş öyle varsam dostuma
Azrail gelmeden canım kastına
Kara toprak örtülmeden üstüme
İlmin kapısını aç da öyle gel
Aşkına
Bir canım var idi verdim erenler
Kerbela’da Şah Hüseyin aşkına
Serimi meydana serdim erenler
Kerbela’da Şah Hüseyin aşkına
 
Aşkın ateşine yaktım özümü
Uyandım gafletten açtım gözümü
Muhammed Ali’ye verdim sözümü
Kerbela’da Şah Hüseyin aşkına
 
Bütün kainatı eyledim seyran
Hakkın emri ile dönüyor devran
Dosta varmak için yürüyor kervan
Kerbela’da Şah Hüseyin aşkına
 
Varıp kapısına yüzümü sürdüm
Erenler cemine kusursuz girdim
Bütün gerçekleri orada gördüm
Kerbela’da Şah Hüseyin aşkına
 
Garip Bektaş der ki kurbanlık koçum
O cananı sevmektir benim suçum
Kınamayın dostlar yanıyor içim
Kerbela’da Şah Hüseyin aşkına
(Ozan 2008’de Hakk’a Yürüdü)
Ağam
Bilmem ne diyeyim ağam ben sana
Hani benim hakkım nerede ağam
Yıllarca çalıştım çok emek verdim
Hep hakkımı yedin sen benim ağam
 
Çok koyun otlattım yüce dağlarda
Meyve yetiştirdim bahçe bağlarda
Yirminci asırda uygar çağlarda
Hep beni sömürdün sen zalim ağam
 
Köyde konak yaptın şehirde villa
Olmuş işin gücün senin hep hile
Yıllarca çektirdin sen bana çile
Vermedin hakkımı sen benim ağam
 
Ağlarım bitmiyor hiç ahu zarım
Kalmadı takadım kesildi ferim
Bak senin evinde var yedi karın
Benim koynum bomboş gör zalim ağa
 
Şu Garip Bektaş eyledin esir
Yıllarca çalıştım ellerim nasır
Altımda kalmadı bir kuru hasır
Kuş tüyü yatağın var senin ağam

YAZDIM

Gidiyor
Şu dünya benziyor bir meyhaneye
Ayık gelen sarhoş olup gidiyor
Hiç bitmez tükenmez dünyanın malı
Herkes kısmetini alıp gidiyor
 
Her canlı kendine göre yaşıyor
Aşkın deryaları dolup taşıyor
Sonunda nefsine esir düşüyor
Kul kulun hakkını çalıp gidiyor
 
Ne zaman başlarsa çıkar savaşı
O zaman vuruyor kardeş kardeşi
Paylaşmak istiyor ayı güneşi
Aradan sevgiyi silip gidiyor
 
Sınır icat edip toprak bölüyor
Bir dünyanın tapusunu alıyor
Sanki dünya malı ona kalıyor
Gözü bu dünyada kalıp gidiyor
 
Fikir edip kendi nefsime sordum
Bu yalan dünyayı ben fani gördüm
İnsanlık uğruna ömrümü verdim
Şimdi Garip Bektaş ölüp gidiyor
Gel
Güzel bu gönlüme girmek istersen
Başta haksızlığı yığ da öyle gel
Eğer gerçekleri görmek istersen
Cihana bir gözle bak da öyle gel
 
Evvela özünü Hakkı bir eyle
Kendin insanlığa sadık yar eyle
Her zaman gerçeği doğruyu söyle
Gerçek aydınlığa çık da öyle gel
 
Fitnelik yaratma ikilik etme
Doğru yol dururken eğriye gitme
Gösteriş yapıp da hiç oruç tutma
Özün Hakk yoluna yak da öyle gel
 
Çek elini bu dünyanın malından
Elin namusuyla para pulundan
Ayırma kendini Tanrı yolundan
Berrak bir su gibi ak da öyle gel
 
Aç gözünü seyret fani alemi
Bırakma dilinden gerçek kelamı
Bu Garip Bektaş’tan kesme selamı
Aşkın kemendini tak da öyle gel

Aşık Garip Bektaş

Kardeş
Nedir senin kavgan kinin
Gel gezelim kardeş kardeş
Aynı vardan biz varolduk
Gel gezelim kardeş kardeş
 
Akmasın boşuna kanlar
Üzülmesin tüm insanlar
Kırılmasın genç fidanlar
Gel gezelim kardeş kardeş
 
Irkın aynı dinin aynı
Damarında kanın aynı
Milletin vatanın aynı
Gel gezelim kardeş kardeş
 
Yas tutmasın ana bacı
Yeter çektin bunca acı
Yıkılsın şu nefret tacı
Gel gezelim kardeş kardeş
 
Garip Bektaş bir olalım
Tüm dünyaya yar olalım
Yok değil de var olalım
Gel gezelim kardeş kardeş
Biz Bizi
Ta Ademden beri sürüp geliyor
Bilmem neden öldürürüz biz bizi
Kardeş kardeşini vurup geliyor
Bilmem neden öldürürüz biz bizi
 
Habil’le Kabil’den başladı zulüm
Kardeş katilliği ecelsiz ölüm
Ondan sonra oldu insanlar zalim
Bilmem neden öldürürüz biz bizi
 
Kılıç yaptık kalkan yaptık gürz yaptık
Öldürücü her silahı biz yaptık
Katil olduk türlü türlü poz yaptık
Bilmem neden öldürürüz biz bizi
 
Nefsimize yenik düştük her zaman
Bütün canlılara vermedik aman
Aramıza girdi ikilik güman
Bilmem neden öldürürüz biz bizi
 
Irklara ayrıldık hep bölük bölük
Parselledik bu dünyayı üstelik
Ticaret başladı çıktı metelik
Bilmem neden öldürürüz biz bizi
 
Yıllardır bitmiyor bu acı dram
Garip Bektaş der ki: derindir yaram
Engel bırakmadı menzile varam
Bilmem neden öldürürüz biz bizi
 
Vuran Vurana
Yine hazan çökmüş bizim bahçeye
Şu genç fidanları kıran kırana
Haklısı haksızı belirsiz olmuş
Kendi kardeşini vuran vurana
 
Bahçıvan da kıranları bilmiyor
Yıllardır ağlıyor yüzü gülmüyor
Artık bu bahçeye bülbül gelmiyor
Gerçek adaleti soran sorana
 
Suçlular meydanda hesap soran yok
Kanıyor yaralar gelip saran yok
Bizim memlekette haksız insan çok
Boşuna kendini yoran yorana
 
Kurt kuzu postuna hemen bürünür
İnsanlık önünde suçsuz görünür
Fakir aç perişan gezer sürünür
Çalarak menzile varan varana
 
Bak Garip Bektaş’ın derdi artıyor
Günlerin yaklaştı ömür bitiyor
Her zaman haksızlar bana çatıyor
Beni parmağına saran sarana
Gidiyor
Yine benim gönlüm bugün kederli
Zalimler mazlumu ezip gidiyor
Hani nerde kaldı insanlık hakkı
Bu haksızlık beni üzüp gidiyor
 
İnsanın insandan olur mu farkı
Başına çalınsın doları markı
Haklıyı eziyor haksızın çarkı
Ak alnıma kara çalıp gidiyor
 
Zalimin elinden tükenmez varlık
Yıllardır bitmedi kulluk kölelik
Hala sürüp gider patron ağalık
Ölmeden mezarım kazıp gidiyor
 
Kurt bürünmüş mazlum kuzu postuna
Hergün kan akıyor kanlar üstüne
Nice canlar verdik canlar üstüne
Gözümüzden yaşlar süzüp gidiyor
 
Garip Bektaş her dert bizi buluyor
Her ne olsa fakirlere oluyor
Her gün zam üstüne zamlar geliyor
İçimde yaralar azıp gidiyor

DADAŞ Aşık Garip Bektaş

KAYNAK: Günümüz Alevi Ozanları, Ayhan Aydın, Sayfa: 191-212,
CEM Vakfı Yayınları, İstanbul 2004
ESERLERİ
Erzurumlu Aşık Garip Bektaş, Geldim, 1985, Haşmet Matbaası, İstanbul.
Erzurumlu Aşık Garip Bektaş, Gördüm, 1988, Bayraktar Organizasyon, Nural Maatbası, İstanbul.
Erzurumlu Aşık Garip Bektaş, Gezdim, Mart 1993, Can Yayınları, İstanbul.
Erzurumlu Aşık Garip Bektaş, Yazdım, 2000, Can Yayınları, İstanbul.

AŞIK GARİP BEKTAŞ VEFAT ETTİ

Halk ozanlarımızdan Aşık Garip Bektaş, 26.05.2008 tarihinde vefat etti. Merhuma Allah’tan rahmet dileriz.

-

Erzurum Aşkale Özler köyü

Babamın adı Mehmet Ali, anamın ismi Ballı’dır. Anam babamın en son, 6. hanımıdır. Çocukken anam babama kocaya gidiyor, babam zengin olduğu için, bilirsin eski.

Erzurum’da değil mi?

Tabii Erzurum’un Başkale’sinin Şohuk yeni ismi Özler Köyündenim. Fakat anamın köyü başkadır. Anam da çok fakir düşmüş, anamın babası da öyle diyorlar, çok varlıklıymış, harp zamanında mağdur olmuş. Getiriyor anamı kendisine eş yapıyor anamdan bir Garip Bektaş olarak ben dünyaya geliyorum. Babamın 6. hanımından. Geldiğime de pişman değilim, çünkü böyle bir anadan, öyle bir babadan dünyaya geldiğim için mutluyum.

Baba 6 evlilik yapsa da iyi bir insan olduğu anlaşılıyor. Bir erkek evladım olsa bütün varlığımı veririm, diyor. Nankör, aç gözlü değil, öyle anlaşılıyor.

“Gezdim” isimli adlı kitabımda bütün hayatım yazar. O konudan da alırsanız hepsi yazar.

Ben kendi ağzınızdan da almak istedim.

Orada aynısı, neyse oraya yazmışımdır.

Aynısı orada var?

Gezdim, Gördüm ‘benim hayatım… tamamen gezmekle… İşte onun için tarafsız yazmışımdır başımdan geçen olayları. Konular tamamen gerçektir hiçbir yanlış yoktur. Her yazdığım sözün eriyimdir. Sözüm ne ise, özüm de odur. Yalnız bana ozanlığa nasıl başladın? Demiştiniz, hangi ozanlarla geçtim. O konuya geleyim? Efendim ben 7 yaşında kuzu otlatırdım.

Alevi köyü müydü?

Evet, Alevi köyüdür. Etrafımızdaki köylerin hemen hepsi de Alevi’dir.

Kaç köy var çevrenizde?

Efendim 8 tane köy vardır çevremizde.

Hangileri, bunları hatırlıyor musunuz?

Hatırladıklarımı söyleyeyim size, başta Arif Sağ’ın Sos Köyü, şimdi yeni ismi Dallı Köyü’dür. Kurt Mahmut, karşımızda Altıntaş vardı, Han diye bir köy vardı, Bekolar Köyü vardı, Deli Hacılar Köyü vardı, aynı zamanda yine Güler Duman var, türkücü bizim kız, onun köyü Liç Köyü eski ismi Liç yeni ismini bilmiyorum ne koymuşlar? Daha yakınımızda Balım Pertek köyü vardı. Bu İbrahim Polatlar’ın köyleri vardır, Alevi köyleri vardır yakınımızda.

Yani Alevi köylerinden yukarıda Komzun var, Kışlak var, Penek var, Taşlı Çayır var. İşte bunlar hepsi Alevi köyleri.

Fethetmiş Aleviler Başkale’ yi?

Alevilerin fethetmediği yer mi var? Dünyayı fetih etmiş Aleviler. Aleviler fetih etmişler ama ben Aleviler’den şikayetçiyim. Bunu da yazın. Neden şikayetçiyim? Aleviler birbirlerini tutmuyorlar. Birbirlerine yardım etmiyorlar, düşenin elinden tutmuyorlar. Aleviler para pul sahibi olduktan sonra döneklik yapıyorlar. Çevresindeki insanlara faydalı olmak istemiyorlar. Hep bana hep banacı oluyorlar, Halbuki Ehlibeyt‘lik zor bir yol, yardımsever bir yol. Ben buna çok üzülürüm. Yardım etsinler mesela birbirlerine, üniversiteler kursunlar, evlatlarını okutsunlar, efendime söyleyeyim daha büyük iş sahası açsınlar, Ehlibeyt’in Aleviliğin ne olduğunu insanlığa elaleme duyursunlar. Yani bir Alevi’nin ideolojisi Aleviler değil Türkiye’yi dünyayı fethetmişlerdir. Dünya Ehlibeyt’in üzerine kurulmuştur.

Ozanlara gelelim yani ilk ozanlar, ilk şiirler, kimleri tanıdınız? Sizin oralarda ozan var mıydı? Yazan var mıydı?

Efendim bizim oralarda ozan olarak ben kalktım. Zaten ozanlık bizim ruhumuzda var, ozanlık bizim ruhumuz. Ben dedim ya size 7 yaşındaydım bir ozan gelmişti köyümüze, saz çalıyordu. Çok hoşuma gitti ozanlar, içimdeki bir his devamlı beni bu ozanlığa doğru itici bir güç vardı zorluyordu. O tarafa doğru itici bir güç vardı. Öyle bir gün rüyamda bir 3 tane Pir oturmuş. Bir de halen şimdi hayatta olan Hamza Dede var, Pir Sultan’lardandır. O da hizmet ediyor. Ben onların arasında o arada bulunuyorum. Rüya esnasında onlarla beraber oturuyorum muhabbetler sohbetlere dalarken orada bir muhabbet şarabı için diyorlar, ama ben bir tatlı şerbet içtim ondan sonra ne olduysa oldu, içimdeki bir sevda beni aldı sürükledi, bilmediğim bir yöne götürdü. Gönlümü açtım ki, ben de Halk ozanı olmuşum. Halk ozanı olmuşum da benim için büyük sorun olmuştur, çile çekmişim onlar sorun değil. O esnalarda aşık Daimi ile tanıştım. İlk tanıştığım halk ozanı aşık Daimi’dir. Aşık Daimi’nin çalmış olduğu saz beni etkilemiştir. Onun gibi bir ozan olmak isterdim. Ondan sonra rahmetli Davut Sulari ile tanıştım. Davut Sulari tanıdığım zaman büyümüştüm, 17-18 yaşıma gelmiştim. O zaman da gurbet özlemi düşmüştü içime. Gurbet özlemi ile geldim İstanbul’a. İstanbul’da inşaatlarda çalışırken, 1957 yıllarında şiir yazmaya başladım. Ali İzzet Özkan’la daha sonra da, Allah rahmet eylesin, Onun sayesinde de Veysel Baba ile tanıştık. Veysel Baba’ya da hizmet ettim, Ali İzzet’e de hizmet ettim. Ve bunlarla beraber hizmet edip ellerini öpmüşümdür. Sonra diğer ozanlarla Kul Ahmet ile tanıştım, Mahzuni ile tanıştım, Hudai ile tanıştım, derken aşık Reyhaniler ile tanıştım. Bütün bunlarla haşır neşir oldum. Her ozanı tanırım, severim. Her ozanın da benim için değeri bambaşkadır. Her ozan benim için bir gönül gülüdür, onların kokuları bambaşkadır benim için. Ozanlık felsefesini, geleneklerini çok severim elimden geldiği kadarıyla noksansız, kimseyi incitmeden vatanımı severek yerine getirmek, duygularını her zaman taşırım içimde. Bu nedenledir ki ben bir aşık Garip Bektaş olarak yazmış olduğum yazılarımdan, kitaplarımdan şiirlerimden benim akışım bellidir zaten. Birinci kitabım ‘’Geldim’’, ikinci kitabım; “Gördüm’’, üçüncü kitabım;”Gezdim’’. Şimdi dördüncü kitabım kısmet olursa hazırlıyorum, ‘’Yazdım’’ ondan sonra “Gidiyorum’’. Yani konu şu oluyor; “Geldim, gördüm, gezdim, yazdım, gidiyorum’’…. Beşinci kitabım “Gidiyorum’’. Allah kısmet ederse, yetiştirebilirsem kitabı bastıracağım. Bu da Rabbül Alemine bağlı, Cenabı Allah’tan müsaadesiz konuya girmem, ondan niyaz ederim, çok şükür Allah’ıma o beni hiçbir zaman mağdur etmemiştir. Mala servete, mülke gelince onlar benim için hiç konu değil. Zaten bana gelseler İstanbul’un tapusunu verseler, yırtar çöpe atarım. İhtiyacım yoktur. Mal, mülk, servet konularını zaten Cenabı Allah bana nasip etmez, öyle konular beni incitir. Ben böyle bir insanım bu konularla ömrümü geçirdim, gidiyorum. Yazmış olduğum yazılarda bu vakidir. Başka da bir şey demek istemiyorum.

Bize yaşamınızı özlü ve özet şekilde, derin duygusallıkta anlattınız, teşekkür ediyorum. Geçmişten geleceğe halkı için ezilen, kesilen, yakılan halk ozanlarının, bu Türk toplumunun, Anadolu Türk insanının özünü yaratan insanların ruhlarının şad olmasını istiyorum. Sizler Anadolu ruhunu, bu ülkenin ruhunu yaşatan insanlarsanız. O yüzden size yaptığımız hizmetlerin, sizin yaptığınız hizmetler yanında hiçbir kıymeti yoktur. Bunları sese alıyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz ama elimizden gelirse bunu da başka insanlara anlatacağız; diyeceğiz ki, buyurun bu kitabı okuyun bu kadar insanlarımız var, ozanlarınız var. Bizim başka niyetimiz yok, okuyun bu insanları görün, tanıyın. Bu ozanların kitaplarını okuyun, bu insanlarla tanışın. Sizi çok da yormak istemiyorum ama “aşık Veysel ile Daimi ile tanıştım” dediniz. Ama belki bilmeyenler vardır. Bana anlattınız ben de kitaba yazacağım, “Aynı çileyi paylaştım dediniz, aynı yataklarda yattık yıllar yılı, hemhal olduk, konuştuk sohbet ettik her türlü şeyini gördüm gözettim’’ dediniz değil mi? Bu da sizi çok etkiledi, siz de onları etkilediniz. Başka ozanlar da vardı tabii, onları da alalım sizden?

Ozan tüm insanların rehberidir. Halk ozanları duygusaldır. Bu, yeryüzünde her insana bahsedilen bir şey değildir. Bu bambaşka bir duygudur, Cenab-ı Rabbül Alemin bunu her insanın nasip etmez. Bu ozanlık ateşten bir gömlektir. Bunu herkes giyemez, tabii gezdim dolaştım, onlara hizmet ettim, onlardan etkilendim ve daha derinleri onları sayesinde buldum ve bütün ozanlara hizmet ettiğimiz zaman da kendimi dünyanın en bahtiyar insanı saydım. Çünkü ben insanlık aleminin en büyük insanlarına hizmet ettim. İlimle uğraşan, ilim irfanı hakkına gösteren, halkına canını adamış, halkın ozanlarıyla gezmek, onlarla oturup hasbı hal olmak beni mutlu ediyordu. Nerede bir ozan görsem onunla sohbetler, muhabbet ederdim. Onun iç dünyasına girmek isterdim. Ve bu hal bende hazır olduğu için bütün ozanların iç dünyasına girerek ozanların kendi iç dünyasında ben kendi kendimi bulurdum. Kendimi Devr-i Aleme, kendimi halkıma hizmet ederek duyurdum, gidiyorum bu hususta da sayın Ayhan Bey gelip beni bulduğunuz için sizler gibi Ehlibeyt dostu Alevi alemine hizmet eden insanı tanıdığım için mutlu oldum. Bu hususta ömür boyu sizlere mutluluklar, esenlikler dilerim. Daha çok çalışmanızı dilerim bir halk ozanı olarak saygılar bu yüzden.

Çok sağ olun. Dediğim gibi sizi yormak istemiyorum, ama elbette bu yaşa kadar bu yüzden çok sayıda ozan gördünüz biraz tabii bizim ilgi alanımız olduğu için ozanlar, aşıklar, zakirler, dedeler, babalarla söyleşiler, çok seviniyorum bu uğraşlar içinde olmakla.

Dedeleri tanıdınız mı? Siz kendiniz bir ocağa mensup musunuz? Bir ocağa bağlılık var mı sizde?

Şimdi efendim benim kendim bir Ehlibeyt ferdi olarak bütün Ehlibeytler’e hizmet eden insanları severim. Dedeliğe gelince dede insanlara ilmi öğreten kişi demektir. Bunu da artık ben bütün dedelerde göremiyorum, bunu açıkça konuşayım. Çünkü çıkarına konuşuyorlar benim kendime gelince, benim kendi ana tarafım Yunus Emre’ye dayanır, benim kendim Baba Mansur Ocağı’na bağlıyımdır. Bu hususta ana tarafım da aynı soydan aynı ocaktan gelir, ben onu bir şey yapmıyorum kendime dedelikmiş diye, böyle şeyleri kendime mal etmiyorum, bunu takdirini yapmış olduğum hizmetlerden dolayı halkım versin. Gelenekler çok güzel bir şeydir. Ben insanlara çok güzel hizmet ederim. Eline, beline, diline sadık olarak insanlara hizmet edersen de dede de benim, hoca da benim, şıh da benim, zakir de benim, ezilen de benim, sürünen de benim, ezenlere de karşıyım ne bileyim, dedelik kolay bir şey değil. Bizim oralarda, Anadolu’da talibimsin der kes bana bir koyun, talibimsin der, ver bana bir koyun der bazıları… Bunlara ben karşıyım. Bunlar bir Ehlibeyt’e yakışmaz. Dede dediğin ilimle uğraşır ilim öğretir talibine, mürşidine, rehberine… İlimden arar kısmetini.

Evet, çok güzel. Peki cem, cemaat olur muydu? Sizin yörede?

Tabii ki cemsiz Ehlibeyt olur mu? Toplumumuzda cem de ederdik, musahibimiz olurdu. Hakikat bağını orada görürüz, hakikatleri orada görürüz, Enel-Hakk’ı orada buluruz, biz hep birlikte bir oluruz. O yüzden böyle Hakk’ın divanına yürürüz.

Orada bilgili dedeler de var mıydı? Onları görüp, tanışmış mıydınız?

Tabii ki, görmez olur muyum? Kalkıp gittiğimiz zaman, biz de cemlerde bir muhabbete gidiyorduk. Gidenin, duranın, görenin, baş yastığa koyanın demine Hu, hepinizin yardımcısı Allah olsun diyelim, eyvallah erenler diyelim. Bugün cem, cemaat demek doğru yolu göstermektir, insanlara gerçekleri göstermektir. O cemde toplanıp da Allah’a zikretmektir. O yola riyakarlık girmez.

Peki geçmişten geleceğe ozanlar kimlerdir? Ozanlık nedir? Esas ozanların vasfı nedir? Gerçek vasfı?

Ozanların gerçek vasfı Cenabı Rabbül Alemin’in onlara vermiş olduğu nutukla, bütün insanlara ayrım yapmadan hizmet etmektir. İnsanları daima doğru yola, birliğe, kardeşliğe, daima dürüstlüğe teşvik etmektir. Ozan halkı için, insanlık alemi için yaşayan bir insan demektir. Ozan dürüst kişidir. Ve hatta ben onu kendi kendime derim, bu peygamberler yahut da bizim peygamberler benden var oldu. Ozanlık insanlığı daima ileriye götüren barışı isteyen, kardeşliği isteyen, harbi kötülüğü hiçbir zaman sevmeyen kişidir. İnsanların daima birlik ve beraberlik içinde yaşamasını temin etmek için elinden gelen her çabayı gösteren kişi odur.

Pir Sultan’lar?

Efendim Pir Sultan’lar, Karacaoğlan’lar, Seyraniler, Ruhsati Babalar daha nice sayamayacağım büyük ozanlarımız onların hangisi yeryüzünde hangi kitapta yazıyor kötülük yap diye? Hiçbir kitapta yazmaz. Çünkü ozanlar da bunu sağlıyorlar.

İyiliği, doğruluğu?

İyiliği, doğruluğu, dürüstlüğü sağlıyorlar. Ozan çıkarını düşünmez ki. Ozan halkını düşünür, insanlığını düşünür. Gerçek ozanlık da budur. Her saz çalan ozan değildir. Ozanlık ateşten gömlektir. Herkes ozan olmaz. Ozanlık büyük bir mertebedir. Çok büyük bir mertebedir.

 

Söyleşi: AYHAN AYDIN,  1999, İstanbul

Ayhan, AYDIN: “Söyleşiler: Aşık Garip Bektaş” Cem Vakfı: Cem Vakfı Anadolu İnanç Önderleri Birinci Toplantısı (16-19 Ekim 1998, İstanbul): Dedelerin, Babaların, Ozanların Görüş ve Düşünceleri. İstanbul 2000: 341-349. (2)

Etiketler
Paylaş:
"DADAŞ Aşık Garip Bektaş (Merhum)" HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Bu konuya hiç yorum yapılmadı.
HEMEN YORUM YAP

img

BU HABERLER DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR!

DADAŞ Doğan HATTATOĞLU
DADAŞ Doğan HATTATOĞLU 1953 yılında Erzurum Merkez’de doğdu. İlk ve...
DADAŞ Arif ARİFOĞULLARI (Şair – Yazar)
DADAŞ Arif Arifoğulları Şair – Yazar Arif Arifoğulları Kimdir :...
DADAŞ Mürteza KABANLI (Güreşçi)
DADAŞ Mürteza KABANLI Güreşçi