DADAŞ
Mucip KINA
Eğitimci-Şair ve Yazar
Erzurum'da doğdu. Küçük yaşta şiir ve denemeler yazmaya başladı. İlköğretim sıralarındayken yazdığı öyküler ile öğretmeninin ilgisini çekmeyi başardı. Lise yıllarında ilk şiirlerini yazmaya başladı. İlk yazıları Mahalli Erzurum gazetesi Milletin Sesinde yayınlandı. 1990'lı yılların başında yayınlanan Palandöken Dergisinde şiir ve denemelerini yayınladı. 1990 yılında evlendi. Öğretmenlik mesleğine 22.02.1990 yılında Malatya Doğanşehir'de başladı. Erzurum'da öğretmenlik ve idarecilik yaptıktan sonra 2001 yılında İstanbul Fatih İlçesine Şube Müdürü olarak atandı. Halen İstanbul'da İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı olarak görevine devam etmektedir. İki kız çocuğu babası olan şair, Plandöken Gazetesinde haftalık yazılarını yazmaya devam etmektedir.
Nazlı Erzurum
Eteğinde duman, zirvesinde kar
Düşmanına hasım dostlarına yar
Tüm dünyaya geniş, bir yüreğe dar
Yaylalar içinde nazlı Erzurum,
Edalı, işveli, nazlı Erzurum.
Tarihlerde vardır Erzurum adı,
Beşik oldu kültürlere yılmadı,
Asla namusuna leke sürmedi
Şerefi, şanıyla namlı Erzurum
Kederli hüzünlü gamlı Erzurum
Diyorlar ki yiğitleri mert olur
Yazı serin kışı ise sert olur
Görmez isem yüreğime dert olur
Şehirlerin, tahtı, tacı Erzurum
Dadaşların bahtı acı Erzurum
Sevdası var bir yüreğe sığar mı?
Rahmet her gün seher ile yağar mı?
Erzurum’a bir gün güneş doğar mı?
Türkiye’min münbit eli Erzurum
Yedi düvel, binbir gülü Erzurum
Uzaklardan bir hoş gelir sedası
Tey tey diye dadaşımın nidası
Bana gelsin başın gözün gadası
Sevdan ile dağlar aştım Erzurum
Neyleyim ki ayrı düştüm Erzurum
Şimdi gitsem dostlar beni bilir mi?
O pak belde kucağına alır mı?
Garip aşık vatanında ölür mü?
Ayrı düştüm yüzüm soğuk Erzurum
Yollar uzun, hasret büyük Erzurum
Mucip Kına
Ölmek İçin Yürümenin Tadı
M.Emin Alper’e
Ilık bir sonbahardı ve gönlümde yürümenin tadı
En uzak hücremde ihtilal havasında
Törenler, kutlamalar
Gözlerimde intihar teşebbüsleri
Kulaklarımda devrin ironik kahkahası
Ve hicran yarası öz ülkemde
Öz ülkemde duanın isyanı kabardı
Beni saran yaprak havasında güz hüzünleri
Ve ölmek için yürümenin tadı
Damağımda dahası
Gülsuyu ölümlerin korkunç inadı
Belki akşam otobüsünde bir küçük duraksama
Ama sen ihtilalini patlatınca hüzne
Ve bir Müslüman gerillaya söyletince türkünü
Bakışlarda okumanın kaskatı ve dinç
Kıpkızıl isyanında
Kenar mahalle çocukları
Ağladı…
1993
Mucip Kına
İki Güvercin
1.
Kapalı Çarşı’da İki Güvercin
Uçuyordu, kaygısız ve pervasızca
Birbiriyle oynaşan iki sevdalı yürek,
Çarşının kubbesini gök kubbe bilerek
Özgürce uçuyordu
Ampulleri güneş zannederek.
Hanutçuların ısrarları,
Turist çağıran ayakçıların bağrışmalarına karışırken
Bütün dünya zannediyordu
İki güvercin
Kapalı Çarşı’yı,
Kubbesinde yarışırken.
Neler görmüşlerdi bu kubbeden,
Sabah sohbetlerinde ne ayıp sözler,
Ne küfürler duymuşlardı,
Ne pazarlıklara şahit olmuşlardı,
Ne günahlar, ne sevaplar
Ne yoksulluklar, ne zenginlikler
Ne adamlar gelip geçmişti, bu çarşının eski caddelerinden
Giderinden altın toplayan çöpçülerin,
Yüzyıllardır aynı kubbede uçup duran şu güvercinlerin
Gördüğü bu çarşının kapıları açık,
Üst katında Edip Cansever’in şiir yazdığı bir dükkanın
Alt katında bir Rum çırak hasretle altın bileziği işlerken
“Üzerinizden çekilmedi mi güneşin kuşatan sıcaklığı
Siz hiç kaybetmediniz mi göğünüzü” diyordu
Yıl bindokuzyüzellibeş,
Bir yürek kapalı çarşıdan gidiyordu.
2.
Beyazıt Meydanında bir avuç yem ile tutsak edilmiş
Diğer kardeşlerinden pek de farkı olmayan
Özgürlüğü gördüğü ile sınırlayan
Ha bir avuç yem ha bir avuç kubbe
İçine doğdukları yer ve kendilerine verilen
Döşenmiş kadim taşların arasında bir buğday tanesi için,
Uzun taş minareler ile yarışarak
Gökyüzünde martılarla karışarak
Uçarken
Neler görmüşlerdi bu minarenin tepesinden
Ne eylemler, ne eylemsizlikler
3.
Bir de Dobur Ali’nin kafesteki güvercinleri vardı,
Fatih’te bir apartmanın çatı katında
Uçmak için Dobur Ali kadar sabırsız ve hayran
Tutsak bir o kadar
Gök yüzünü sınırlayan iç güdüleriyle
Özgürlüğü Dobur Ali’nin ıslığı zanneden
Göğü bilmeyen, özgürlüğü bilmeyen
4.
Bir de “tedirgin bir güvercin”
Halaskargazi’de
Yüz üstü uzanmış yatıyordu
Bir avuç mutluluk için
Bir umut için
5.
Fatih’te bir ıslık sesini özgürlük
Beyazıt’ta göğü kubbe zannederek
Uçuyordu bir sabah iki güvercin, kapalı çarşıda
Çarşının kubbesini kendi gök kubbesi bilerek.
26.02.2010
Mucip Kına
Annesiz Şehrin Çocukları
Kötürüm bir kedi gibi geçti bu sokaklardan
Uzun şafaklarını hasretle bekleyen kar
Bir namlu ucu gibi yara bırakaraktan
Bir ucundan birine deşti bu sokaklardan
En mahrem yerlerimin sıcak yaralarını.
Sahi bitti mi anne upuzun sefaletim
Bitti mi gece gündüz canhıraş kavgalarım
Gece yine geceyse gündüzün karanlığı
Niye bana apansız anlamsız yaralarım
Yine sessiz hıçkırık ve yalnız kalmalarım.
Soğuk düşünce yine iklimine sevdanın
Azrail soluması gün doğarken ülkeme
Bahtsız annelerimin nefessiz solukları
Ağrıyan kalplerini vururken ciğerime
Düşlerime bağlandı derin kan olukları
Kaldırım taşlarından binalar yaptın bana
Gece gündüz demedin ninniler yaktın bana
Haliyle içimdeyken neden uzaktın bana
Hiç deme oldu işte bak neler yaptın bana
Annesiz kaldı şehrim küstürdün çocukları.
Mucip Kına
Bir Eylül Gecesi
Bir Eylül gecesiydi anne,
Abim askerde
Gece uyanıverdik
Radyoda sert yüzlü insanlardan biri
“Netekim” diyordu hoyratça
“Netekim devlet her şeye hâkimdir”
Abim askerde anne, bense
Bir cemse askerin ortasında
Radoyada Hasan Mutlucan
“Estergon kalesi bre dilber aman”
Kayboldum birden bire
“Giden gelmiyor acep nedendir”
Gidip te dönmemek varken, kayboldum
Ben nesi olurum anne bunların
Ben nesi olurum
Ölüm bir devletti belki avuçlarımızda
Biz ise devletin şımarık çocukları
Böyle iken sen kayıp annesi oldun
Bense tabutlukta ülkü divanesi
2011 Dünya Üniversite Kış Oyunları DADAŞLAR Diyarı ERZURUM'da yapılacak bekleriz..
