Geri git   Türkülerle Erzurum Forum > SEÇTİKLERİMİZ > Türkiyem'in Ünlü Sanatçıları

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-05-2010   #1
Ahmet Cinisli
Administrator
 
Ahmet Cinisli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Üye No: 1
Mesajlar: 1.084
Ahmet Cinisli - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Aşık Ruhsati-SİVAS(Kangal)

Aşık Ruhsati
SİVAS(Kangal)

Aşık Ruhsatî, H. 1251 (Miladî 1835) yılında doğmuştur. Bir şiirinde geçen

Sultan Mehmet şant zat-ı âlişan
Erer maksuduna pâyına düşen
ifadelerinden onun Sultan Mehmet Reşat devrini (1909-1918) idrak ettiğini anlıyoruz. Vehbi Cem Aşkun, Ruhsatî’nin cülustan iki yıl sonra, yani 191I’de vefat ettiğini söylüyor. Eflatun Cem Güney de; “Ruhsatî... 1327 (191l)’de yetmiş altı yaşında gözlerini kapamıştır” diyerek, Aşkun’u destekler.
Bir köy şairi olan Ruhsatî, Sivas’ın Deliktaş bucağında doğmuş ve ömrünün hemen hemen tamamını burada geçirmiştir. Onun;
Dedem vilayeti gitsem Tonus’a
Saklamaz sırrını sezegen olur
sözlerinden, soyunun Tonus (yeni adı; Altınyayla) ilçesinden geldiği hükmüne varıyoruz.
Ben bilirim Şeyh Mehmet’tir pederim
RUHSATî’ye eş ben oldum ağlarım
deyişinden, Ruhsatî’nin babasının Mehmet olduğunu öğreniyoruz. Fakat şiirlerinde annesinin ismine yer vermemiştir. Eflatun Cem Güney, annesinin isminin Safiye olduğunu ifade etmiştir.
Ruhsatî on iki yaşında öksüz ve yetim kalmış; bu bakımdan kuvvetli bir tahsil görememiştir. Bir divandaki;
Eğer nikâhtan sorarsan dördü bitirdim tamam
Eğer evlattan sorarsan yiğirmi üçtür heman
ifadelerinde, dört kere evlendiğini ve bu evliliklerden yirmi üç çocuğu olduğu neticesine varıyoruz. Eşlerinin adı sırasıyla şöyledir: Mihri, Ayşe, Fatma ve Mühimme. Bunlardan Mihri, oğlu Âşık Minhacî’nin annesidir.
Ruhsatî, uzun müddet Deliktaş ağalarından Ali Ağa’nın yanında azap durmuştur. Kimi zaman Tecer’deki değirmenlerin su işlerinde çalışmış, kimi zaman da köyünde kiracılık, rençperlik ve çobanlık yapmıştır. Bazen de inşaatlarda bennelik (duvarcılık) yaptığı olmuştur. Zaman zaman gurbete çıkan Ruhsatî ömrünün sonlarında köyünde imamlık yapmıştır. Ömrü fakirlikle geçen Ruhsatî, ufak-tefek yardımlar haricinde kimseden arzuladığını bulamamıştır. Mezarı, doğduğu yer olan Deliktaş’tadır
Ruhsatî, bedeli bir âşıktır. Birgün Kertme köyü mezrasında uyuyakalmış ve bu sırada pirlerin verdiği badeyi içmiştir. Aşağıdaki sözlerinden de anlaşılacağı üzere, kendisi de zaman zaman bunu dile getirmiştir.
Bir gece menamda gördüm muhabbetin badesin
İçmeden mest eyledi fincana aklı m yetmedi
Baktım bir bade sundular yatarken bir gecen ben
Anasından doğduğuna oldu pişman sanmasın
Ben değilim Hak söyletir dilimi
Bade içtim kimse bilmez hâlimi
Asıl adı Mustafa olan Ruhsatî’nin mahlasını Şeyh İbrahim Efendi vermiştir.
Kimi Ruhsatî der kimisi koca
Kimisi âşık der kimisi hoca
Kimisi Cehdi’ der kimisi yuca
Gazaya razı ol belâya sabur
Bir zaman İcadi bir zaman Cehdî
Şimdi de Ruhsati baba dediler
sözlerinden anlaşılacağı gibi, her ne kadar İcadî, Cehdi mahlasını da kullandığını söylüyorsa da biz, bu mahlaslarla söylenmiş şiirine rastlayamadık.
Ruhsatî, irticali olan fakat saz çalmayan bir âşıktır. Hakkında yazılmış kitaplarda ve makalelerde, saz çaldığından söz edilmişse de bunun böyle olmadığını bizzat kendisi ifade etmiştir.
Ne çöğürüm ne kavalım ne sazım
Ne bir Hakk’a yarar vardır niyazım
Saz ile söz ile alınmaz meydan
Ruhsat’ın mahlası serpilmedikçe
Ruhsatî’nin pek çok âşıkla karşılaştığı şüphesizdir. Ancak biz bunlardan Hacı Necati, Âşık Halil ve Kanaklı Sefilî gibi isimleri tespit edebildik.
Fiziki olarak uzun boylu, beli bükük, çil yüzlü, çakır gözlü, sarı sakallı bir yapıya sahip olan Ruhsatî, karakter itibariyle de ideal insan vasıflarına sahiptir. Basiret, kanaat, tevazu ve izan sahibidir. Haramdan, koğ, ve gıybetten kaçınmış; sır saklamasını bilmiştir. Kimsenin azına çoğun karışmamış; kimsenin malına göz dikmemiştir. Samimi bir Müslüman olup İslâm Peygamberini aşk derecesinde sevmiştir. Önceki kaynaklarda Bektaşî olduğu ileri sürülmüşse de Ruhsatî, kendisinin de pek çok şiirinde belirttiği gibi Nakşibendi tarikatine mensup bir âşıktır. .
B. EDEBÎ VE FİKRİ YÖNÜ
1. Şiirlerin Teknik Yapısı
a. Vezin
XIX. yüzyılın seçkin halk şairlerinden olan Ruhsatî, şiirlerinin çoğunu hece vezni ile yazmıştır. Ancak Âşık Ömer, Dertli, Emrah, Seyranî gibi geleneğe uyarak aruz vezni yahut hecenin 14 ve 15’li şekilleri ile şiirler (divanlar) yazdığı da olmuştur. Sözgelişi Uğru ile Kadı Hikâyesi’ni aruz vezni ile yazmıştır. Ne var ki, pek çok halk şairinde rastladığımız gibi aruz vezninde başarılı olamamıştır. Hece vezninde olan divanları 7+7 yahut 8+7 duraklıdır. Ruhsan, bu tür şiirlerde genellikle olaylara ve mistik düşüncelere yer vermiştir. Her ne kadar divan adını verdiğimiz bu şiirlerde veciz sözler söylemişse de Ruhsatî, asıl başarısını hece vezinli şiirlerde göstermiştir.
Ruhsan, en çok on bir heceli şiirler söylemişti. Bunu sekiz heceli şiirler takip eder.
Âşık-ı didar
Allah Allah de
Dağıtsm keder
Allah Allah de
veya;
Yola sevdiğim yola
Kolun boynuma dola
Zülüfünü sağa sola
Bölüşü bir hoşçadır
şeklinde gördüğümüz beşli yahut yedili şiirleri ise azınlıktadır. Ruhsatî’nin gerek on bir, gerekse sekizli şiirlerinden duraklar sağlamdır. On birli şiirlerde 6+5 ve 4+4+3, sekizli şiirlerinde 4+4, 5+3 ve 3+3+2 duraklarını kullanmıştır.
b. Kafiye
Türk halk şairleri genellikle yarım kafiyeyi kullanmışlardır. Ruhsatî’nin şiirlerinde de aynı özellik vardır.
Vuslatına yol bulmaya iverim
Sana gelen gazaları savarım
Aman küsme gözlerini severim
Yüzümden bezmede meramın nedir
dörtlüğünde görülen yarım kafiyeler şiirin tamamına hakimdir. Fakat birçok şiirinde;
On altıya kadar verdim yaşını
Yenice sevdaya salmış başını
El yanında yıkar gider kaşını
Tenhalarda gülüşünü sevdiğim
dörtlüğündeki gibi tam kafiyelere ve;
Her nereden baksam nazarıma gel
Cam dükkânı açtım pazarıma gel
Ölürsem ziyaret mezarıma gel
Başıma bir çiçek yadigâr eyle
örneğindeki gibi zengin kafiyelere rastlarız.
Ruhsati’nin dili sadedir şiirlerinde zorlama yoktur. Hece, durak, kafiye ve rediflerde titiz davranmış; anlam bütünlüğüne dikkat ederek daha güçlü, daha kalıcı şiirler söylemiştir. Kelimeleri seçerken tesadüflere yer vermemiştir. Sözgelişi, “çalar” döner ayaklı şiirinde Türkçe’yi nakış nakış işlediğini görmekteyiz.
Yenice bir bağa bağıban oldum
Lebi sükker yanakları al çalar
Kemhalar giyinmiş servi boyuna
İnce bele lahuriden şal çalar
Benim mecnun olduğumu bilir de
Emsin diye dudağına bal çalar
Kerem et sevdiğim çıkma dışarı
Seher yeli zülüfünden tel çalar
Kerem eyle Ruhsatî’yi unutma
Düşmanlar sevinip bize el çalar
Yukarıdaki sözlerde “çalmak” kelimesi değişik anlamda kullanılmıştır. Şiirde; “al çalmak” benzemek, “şal çalmak” örtmek, kuşanmak, “bal çalmak” sürmek, “tel çalmak” alıp götürmek, “el çalmak” vurmak anlamlarındadır.
Yine bir şiirinde;
Kimse bilmez hikmetinin batnı ne
Kim bilir ki zahiri ne batnı ne
Habibim de taş bağladı batnına
Aklına burayı getirsin demiş
diyen Ruhsatî, bize güzel bir cinas örneği veriyor.
Ruhsatî’nin destanlar dışında kalan şiirleri, genellikle 3-5 dörtlükten oluşur. İlk dörtlüğün kafiye düzeni (abab) yahut (abcd) şeklindedir. Diğer dörtlüklerin ilk üç dizesi kendi arasında, dördüncü dizeler ilk dörtlüğün ana kafiyesi ile kafiyelidir.
c. Dil ve Üslup
Anlatmak istediği düşünceyi, şiirlerinde gayet ustalıkla dile getiren Ruhsatî, konuyu dinleyiciye veya okuyucuya haber vererek şiirine başlar. Aynı tavrı diğer âşıklarda da görürüz. Bunu takip eden dörtlüklerde olay, durum, duygu, düşünce, dilek dile getirilir. Âşıklar vermek istedikleri mesajlara, dörtlüklerin üçüncü ve dördüncü dizelerinde yer verirler. Asıl söylemek istediğini de son dörtlüğe saklar. Ruhsatî de bu usulü kullanmakla, diğer âşıklardan ayrı düşmez.
Şiirlerinde tasvire fazla yer veren Ruhsatî, bunda başarı sağlamıştır. Bir köy şairi olduğu için, pek çok şiirinde ağız özelliklerine bağlı kalmış, oldukça fazla yekun tutacak kadar mahalli kelime kullanmıştır.
2. Şiirlerdeki Konular:
Halk şairleri halkın duygularına, düşüncelerine, inançlarına, dünya görüşlerine, dertlerine, isteklerine, bunalımlarına, hülasa bütün ferdi ve sosyal meselelerine tercüman olan kişilerdir. Sözleri, anlamlı, özlü ve etkileyici olup, aynı zamanda gerçeği ve doğruyu yansıtır.
Türk halk şiirinde işlenen konular müşterektir. Bir başka deyişle, bir aşığın şiirinde yer verdiği konuya, bir başka zaman ve bir başka yörede herhangi bir âşık da yer verir. Ruhsatî de bu konulara yer vermekle, müşterek bir geleneğin bir üyesi olduğunu ortaya koyar.
Ruhsatî, şiirlerinde genellikle köy hayatının özelliklerini yansıtmıştır. Duygu ve düşünce âlemi, köyde gördüğü intibalarla doludur. Bunun yanın da duyduğu ve bildiği konulara da yer verdiği olmuştur. Şiirlerinin mihverini halk kültürü ve kendi intibaları oluşturur.
Ruhsatî’nin hemen her konuda deyişi vardır. Pek çok âşıkta rastladığımız başta aşk, tabiat ve gurbet, öğüt, taşlama ve tenkit, mistik düşünce fanilik olmak üzere dert, şikâyet, dilek konulardaki şiirleri Ruhsatî’de de bulabilmekteyiz. Ancak zamana ve mekana bağlı olarak konuyu ele alış tarzında ve üslupta, âşıklar arasında farklılık gözükür.
3. Şöhreti, Etkilendiği ve Etkilediği Âşıklar
a. Etkilendiği Aşıklar
Türk halk şairlerinin söylediği şiirler, aitliği bakımından iki cephelidir; kendisine ait şiirler, usta malı şiirler.
Âşıklar usta malı şiirleri söylerken, daha çok çevresinde iz bırakmış aşıkların veya ustasının ya da kendisinden önce yaşamış meşhur halk şairlerinin deyişlerini söylemeye dikkat eder. Öyle an gelir ki, gençliğinden beri usta malı söyleyen şair, zihnine yer eden sözleri ve kafiyeleri kendi şiirlerinde de kullanmaya başlar. Konusu, sözleri ve kafiyeleri aynı olan bu şiirlerin zamanla karmaşıklığa yol açtığı olur.
Ruhsatî’nin şiirleri incelendiğinde en çok Karacaoğlan’ın etkisinde kaldığı görülür. Bilhassa beşeri aşk konulu deyişlerinde, bu etki daha fazladır.
XVII. yüzyılın güçlü temsilcilerinden Âşık Ömer ve Gevherî’nin de Ruhsatî’de etkisi görülür. Bilhassa “divan”larında Âşık Ömer’in etkisi daha belirgindir. Ayrıca Ruhsatî, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet Üstadım Dadaloğlu gibi âşıklarla, çağdışı âşıklardan Dertli ve Seyranî’nin de etkisinde kalmıştır.
b. Etkilediği Âşıklar
Ruhsatî, ömrünün çoğunu Deliktaş’ta geçirmiştir. Gerek kişiliği, gerekse kuvvetli deyişleriyle çevresinde sevilmiş ve sayılmıştır. Sağlığında bizzat, öldükten sonra da şiirleriyle pek çok âşığa ustalık yapmıştır.
Ruhsatî’den etkilenen âşıkların başında oğlu Minhacî gelir. Öyleki halk, çoğu zaman ikisinin şiirini birbirine karıştırır olmuştur. Her ikisinin şiiri de dil, üslup ve konu bakımından oldukça benzerlik gösterir. Ancak Minhacî’nin şiirlerinde daha yanık ve daha içli bir eda hâkimdir.
Minhacî’den başka Meslekî, Zakirî (Noksanî), Emsalî ve Tabibî gibi âşıklar da Ruhsatî’den etkilenmişlerdir. Ayrıca Bekir Kılıç, Ehramî, Gafilî, Hamza, Hitabî, İsmetî, Kelamî, Kenanî, Memiş Eroğlu, Muzaffer, Nedimî ve Zakir gibi günümüz şairlerinin âşık olmalarında Ruhsatî’nin şiirlerinin etkisi olmuştur. Bu etkilenmede asıl sebep, onların Ruhsatî’yi usta kabul etmeleridir. Sözünü ettiğimiz âşıklar, pek çok şiirlerinde Ruhsatî’nin işlediği konuları işlemişler, aynı kafiyeyi kullanmışlardır.
Ruhsati, Sivas civarında avam tabakasının çok sevdiği bir kişidir. Öyleki halk, kendisini veli olarak bilmektedir. Sağlığında insanlardan ilgi göremeyen ve mutsuz bir ömür sürdüren Ruhsatî;
Sağlığımda beni teperler
Ölünce mezarım öperler
demiş ve öldükten sonra kıymetinin anlaşılacağını hissetmiştir. Bugün mezarı kutsal bir yer olarak bilinmekte olup, halk toprağını bazı hastalıklarda kullanmaktadır.
c. Ruhsatî Kolu
Toplumun birçok kesiminde gördüğümüz çırak yetiştirme geleneği, Aşık Edebiyatında, aşıklığın yaşatılmasında da önemli bir yer tutar. Usta aşık, saza-söze kabiliyeti olan bir genci yanında gezdirmek suretiyle, zamanla onun aşık olmasını sağlar; günü gelince mahlasını verir. Çırak da zamanı gelince ustasının izniyle şiirlerini çalıp söylemeye başlar. Ustasının ölümünden sonra meclislerde, sohbetlerde onun şiiriyle söze başlar, adını yaşatır izinden gider.
Aşık Edebiyatında çıraklık geleneği çerçevesinde birbiri ardınca yetişen âşıklar, odak hüviyetindeki âşıkta hakim olan üslup, dil ve konularına bağlı kalır. Zamanla bu gelenek zinciri içinde bir âşık kolu ortaya çıkar. Edebiyatımızda bu şekilde vücut bulmuş Erzurumlu Emrah, Ruhsatî, Dertli, Deli Derviş Feryadî, Sümmanî, Derviş Muhammed, Huzurî ve Şenlik Kolları gibi sekiz kol vardır. Bu kollar içinde Ruhsatî kolu, Şenlik kolundan sonra en kuvvetli âşık koludur.
Kasım Gündoğdu


Bedeni akıldan kıldın feramuş

Bedeni akıldan kıldın feramuş
Sevdiğim tükenmez derde düşesin.
Bürüsün yolların dum ile kış
Kıymetin bilmedik Kürd'e düşesin.

Dökesin kan yaşı edüp ahûzâr
Yastık yoldaşınla olma ihtiyar
Ellerin koynunda gezip derbeder
Derdin üçü geçip dörde düşesin.

Bu günlerde mezarını kazsınlar
Umarım ki elvanını bozsunlar
Kara kara destanını yazsınlar
Kadrini bilmeyen kurda düşesin.

Ey âşık gel nazar eyle pendime
Bâlâdaki sözlerimden gücenme
Ruhsatî'yim bütün sözüm kendime
Kabristan gibi bir yurda düşesin....>>


Belâ babından nasibim

Belâ babından nasibim
Bal eyledim sabreyledim.
Otuz yıl el kapısında
Kul eyledim sabreyledim.

Zehir mihnet için saldım
Çekeceğim iyi bildim
Peder maderimi aldım
Lâl eyledim sabreyledim.

Tufanlar esti başımda
Halâvet yoktur aşımda
Şu yirmi sekiz yaşımda
Dul eyledim sabreyledim.

Aşkın zincirin kırdın
Yusuf gibi dara soktun
Kerem gibi nâra yaktın
Kül eyledin sabreyledim.

Ne devlet verdin ne de mal
Ne ziynet verdin ne de al
Tekrar gösterdin bir cemal
Deleyledin sabreyledim.

Sevda verdin mecaz deyu
Mecaziden gel vaz deyu
Didem yaşın hicaz deyu
Sel eyledin sabreyledim.

Uzak eyledin dostumu
Ateşe yaktın üstümü
Bilmeden soydun postumu
Şal eyledin sabreyledim.

Tanıtmadın haddimi
Pul ettin altın adımı
Gük ettin elif kaddimi
Dal eyledin sabreyledîm.

Say edüp belimi büktün
Gözümün güherin döktün
Nice bin haddeden çektin.
Tel eyledin sabreyledim.

Kendimi sanırdım dostun
Teaccüp ki bana küstün
Nâstan itibarım kestin
Çul eyledin sabreyledim.

Ruhsat seni sever candan
Ne candan derunu dilden
Bari ayırma imandan
Yol eyledin sabreyledim....>>


Belli oldu gittiğin benim efendim

Belli oldu gittiğin benim efendim
İndelhan olanlar seni arıyor.
Yıkıldı bir yanı koca Sivas'ın
Dervişan olanlar seni arıyor.

Bozuldu elvanı yuca binanın
Gamı arttı içindeki çobanın
Kesildi kısmeti hane viranın
Cennette gılmanlar seni arıyor.

Yükledi göçünü can Mehmet Ali
Bir zaman dillerde söylensin hâli
Mahir bey kızının kırıldı kolu
Akıttı al kanlar seni arıyor.

Gayri şahin uçtu, dalda yar kaldı
Vefasız dünyanın ömrü az kaldı
Bağlar çiçek açmış güllü yâr geldi
Bağçavan olanlar seni arıyor.

Ne muhalif değdi feleğin taşı
Yaktı nâsı ayrılığın ateşi
Gine eşkıyalar kaldırdı hası
Bezirgan olanlar seni arıyor.

Hani senin gibi ellerde rehper.
Senden ziya umar günler giceler
Çarşıda esnaf köylerde rençber
Dağlarda çobanlar seni arıyor.

Olanca muradın mahşere kaldı
Felek bu belayı bizlere saldı.
Âşık Ruhsatî de meddahın oldu
Nice pehlivanlar seni arıyor....>>


Ben Arifim Diye Sürme Meydana

Ben arifim diye sürme meydana
Bir tenhada irfanına iyice bak
Alem bu ya senden kamil bulunur
Terazile dört yanına iyce bak

Bazı ahmak sözün bilmez tutulur
Nohut gibi her mancaya katılır
Kamil meclisinde gevher satılır
Cila gelir iymanına iyce bak

Cahil meclisinde satma güheri
Ne bilsin kadrini beyni serseri
Bir münasip söz bul kapat defteri
Mukayyet ol lisanına iyce bak

Azıcık söylersen olursun rahat
Boş durma kalbinden getir selavat
Ki sende var ise diyni diyanet
İstikamet erkanına iyce bak

Kimisi söylerken vurur kafana
Ne kisbine fayda ne de safana
Durma savuş sarılmadan yakana
Yüze güler düşmanına iyce bak

Kimi gaybet söyler kimisi yalan
Demez ki iymanımı alıyor talan
Hiç bulunmaz kendi aybını bilen
Sen adam ol noksanına iyce bak

Kimi bir iftira çıkarır yoktan
Ne nastan utanır ne korkar Haktan
Kimisi kendini düşürür tahttan
Açık gezen şeytanına iyice bak

Kimi zerafetle dinin bitirir
Kimi ferasetle işin bitirir
Kimi yıkar ocağını batırır
Emmi dayı gümanına iyce bak

Kimsenin aybında sen olma nazır
Cümlenin haliki her yerde hazır
Bilgi meclisinde bulunur Hızır
Kalb gözüyle dört yanına iyce bak

Eğer bir zalim seni döverse
Sükut eyle sakalına söverse
Baktın ayağına bir taş değerse
Sabreyleyip isyanına iyce bak

Etme bir kimseye intizar
Hakkını hak eden ol perverdigar
Eğer bir kimseyle edersen pazar
Arşınına mizanına iyce bak

Edepli ol edebini takın ha
Cahil meclisine olma yakın ha
Zamanenin insanından sakın ha
Kan akıtır bühtanına iyce bak

Kurtarayım dersen eğer serini
Beş vakit namaza sarfet varını
Kardeşine bile deme sırrını
Kasteder ha öz canına iyce bak

İpeğini kara kıla katarlar
Güherini az paraya satarlar
Sonra seni bohça gibi atarlar
Ey Ruhsati dostlarına iyce bak...>>



Ben aşıtım deyu âh etme gönül

Ben aşıtım deyu âh etme gönül
Dağlarda duman var sen nolacaksın?
Çağlar hak diliyle Hakkı çağırır
Şat, murat umman var sen nolacaksın?

Yazıcıoğlu yanmış evrak elinde
Mecnun Hakka yetirmiş Leylâ dilinde
Ferhat canı vermiş Şirin yolunda
Fuzulî sultan var sen nolacaksın?

Arınmış Kuddusi hep masivadan
Emrah göçün çekmiş darı fenadan
Mansuri bendini asmış semadan
Canına kıyan var sen nolacaksın?

Âşık Ömer gelmiş çok yazmış ebyat
Kâmili dünyada olmamış murat.
Nizam oğlu Dertli çok kılmış feryat
Belâyı bulan var sen nolacaksın?

Âşık Garip sazın asmış duvara
Kerem yana yana dönmüş fenere
Kusurî'nin gözü benzer pınara
Enelhak diyen var sen nolacaksın?

Ben âşikım deyu çok kılma âzrı
Otur bir köşeye edüp kararı
Ne sultanlar gelmiş Âdemden beri
Feryadı figan var sen nolacaksin?

Bazı âşık vardır sürer savurur
Aşkından dağları yakar devirir
Altmış beş yaşında çalar çağırır
Meslekî suazan var sen nolacaksın?

Ben değilim Hak şöyledir dilimi
Bade içtim kimse bilmez halimi
Şu yalan dünyadan çektim elimi
Meftunî, nihan var sen nolacaksın?

Nice âşık gelmiş nicesin geçmiş
Nice sır saklamış nice sır açmış
Nicesi bu yolda serinden geçmiş
Ummana dalan var sen nolacaksın?

Bilir misin âşıklığın sırrını
Cümlesi hu yolda vermiş serini
Baha öldürmedim nefsin birini
Ruhsatim külhan var sen nolacaksın?...>>


Ben eski derdime derman ararken

Ben eski derdime derman ararken
Yeni dert yazmada meramın nedir?
Özü gamlı yüze güler sevdiğim
Gönlümü ezmede meramın nedir?..

Şahin gibi yükseklerden uçup ta
Kâhkülleri mah yüzüne saçıp ta
Bana nispet ak göğsünü açıp ta
Düğmeler çözmede meramın nedir?

Vusletine yol bulmaya iverim
Sana gelen gazaları savarım.
Aman küsme gözlerini severim
Yüzümden bezmede meramın nedir?

Coşkun sular gibi çağup akmadın
Ben gibi sineni öde yakmadın
Merhamet eyleyüp bir gez bakmadın
Kirpikler süzmede meramın nedir?

Ruhsatî'yim ben yanarım özümden
Nice bir kanlı yaş dökem gözümden
Ne vaz geçer ne dönerim sözümden
Kalbini bozmada meramın nedir?...>>


Benden selam eyle hubun hubuna

Benden selam eyle hubun hubuna
Hele sabreylesin dursun yazaca
Mart dokuzu çıksın seller sökülsün
Herbir eksiğini görsün yazaca

Sahil kuşu gelsin yaylaya gitsin
Dağlar don değişsin beyazın atsın
Güller domurlansın bülbüller ötsün
Zülfün malı yüzüne döksün yazaca

Dermek nasip ola idi gülüni
Sakınsın rakipten ebru telini
İnce meyanına Acem şalını
Benim niyetime sarsın yazaca

Diyarı gurbette olduk mücavir
Sadık aşıklara bulunmaz nazir
Hele dağlar başı alsın müsafir
Ruhsati de eksik görsün yazaca...>>


Beni böyle süründürmek ruzü şep

Beni böyle süründürmek ruzü şep
O güzel sanma düşer mi yâr yâr.
Kerem kıl sevdiğim gel insaf eyle
Âşık bildiğinden şaşar mı yâr yâr.

Rahmeyle serimde olan savaşa
Rakipler ediyor bizi temaşa
Elbette pervane döner ateşe
Yanmadan çiğ lokma pişer mi yâr yâr.

Şeyda bülbül gül dalında ötmese
Gönül firkatinden yanıp tütmese
Tealâ kuluna ihsan etmese
Dururken cezbesi taşar mı yâr yâr.

Ebru zülüf mah yüzünde dolaşık
Kerem eyle dilber göster bir ışık
Akranını bulmayınca bir âşık
İpeğini kıla koşar mı yâr yâr.

Eğer benim kıymetimi bilmezsen
Yazık sana intizarım almazsan
Ervahı ezelden benim olmazsan
Ruhsati böyle coşar mı yâr yâr....>>


Beni sen ne sanırsın behey bi vefa!

Beni sen ne sanırsın behey bi vefa!
Şu âlemde sensiz olamaz mıyım?
Hep bana kıldığın cevr ile cefa
Kul olunca sultan bulamaz mıyım?

Yâre selâm eyle var seher yeli
Değme artık gönülcüğü hoş olsun.
Gönül bahçesinde gülün dalına
Kuş konmazsa bizim dallar boş olsun.

Acep ne diyardan uçup gelirsin
Bir haber sorayım durun turnalar.
Sevdiğim yârimden neler bilirsin
Bana bir teselli verin turnalar.

Gönüller perişan telleri eğri
Dayanmaz cevrine âşıkın bağrı
Yolunuz uğrarsa o yâre doğru
Üstüne kanadı gerin turnalar.

Ruhsat'ım, yâr eski sözde durursa
Gözlerimin yaşı bir gün kurursa
Yolunuz o yana dönüp varırsa
Ayrılık nicedir sorun turnalar....>>


Beni yarattın kul deyu

Beni yarattın kul deyu
Olamıyom aman Allah
Ara emrini bul deyu
Bulamıyom aman Allah

Ne yeşilim ne ağım var
Ne bostanım ne bağım var
Ne elim ne ayağım var
Gelemiyom aman Allah

Dünya için hep telaşım
Yetmişe ulaştı yaşım
Kusurum çok gözün yaşım
Silemiyom aman Allah

Eyliyorum rızana arz
Ara yerde çoktur gammaz
Emretmişsin beş vakit farz
Kılamıyom aman Allah

Geçirme elden fırsatı
Verme dünya saltanatı
Biçare aşık Ruhsat'ı
Dilemiyom aman Allah...>>


Benim biraz nekre kelâmlarımdan

Benim biraz nekre kelâmlarımdan
Darendeli ister çite kıyamaz
Deliktaştan dahi isteyen çoktur
Bir kalbur samana ota kıyamaz.

Kendi içerimde neşterim benim
Her kazada vardır isterim benim
Sıvastan da çoktur müşterim benim
Bir kebap yedirip ete kıyamaz.

Yaz geldi ortalık güllük gülüstan
Gine benim başım kurtulmaz yastan
Mihralı beye yazdım bir destan
İkrar verdi amma ata kıyamaz.

Birisi dünyadan almamış murat
Bazan Güründen de isterler ebyat
Nice Şirin geçmiş nice bin Ferhat
Tazıya zağara ite kıyamaz.

Bunca âşık şair geldi cihana
Bazan Güründen de isterler ebyat
Nice Şirin geçmiş nice bin Ferhat
Velâkin onlar da duta kıyamaz....>>


Benim oğlum meydana gel âşık ol

Benim oğlum meydana gel âşık ol
Çıkarma karayı bağla bir zaman
Aşk dediğin elde büyük sermaye
Coşkun sular gibi çağla bir zaman

Seherde el bağla durup niyaza
Haris olma yavrum kani' ol aza
Şunu güftarımdan çeküp beyaza
Oku da gönlünü sağla bir zaman

Evkatı hamsene gel eyle dikkat
Mümine buyrulmuş farz ile sünnet
Mecazî yâr ile eylersen ülfet
Boş yere sineni dağla bir zaman

Oğlum vasiyetim eğer tutarsa
Eyili kötülü her iş biterse
Gine vadem senden evvel yeterse
(Ruhsat baba) di de ağla bir zaman...>>


Benim sana düzenim yok dangim yok

Benim sana düzenim yok dangim yok
Eğri gitme sunam yola düz yürü
Düşmanla barışığım cenaim yok
Kaşın eğip kirpiklerin süz yürü. .

Sapma yoldan, düşürürler tuzağa
Niçin meyil eylemezsin bu bağa
Beyaz çemberini çekme dudağa
Dillerine kandi şeker ez yürü

Başına bağlamış pullu yemeni
Yüzüne bakanın iartar imanı
Daha küçücüktür bilmez amanı
Var arada adû. engel düz yürü.

Doğru yürü imanını bulasın
Mahşer günü şad ola da gülesin
Nice böyle inkisarım alasın
Ruhsatî'ye doldur bade süz yürü....>>


Beniyle bir derde düşüp

Beniyle bir derde düşüp
Bir nev civana bağlandım.
Aklımı perişan etti
Zülfü perişana bağlandım.

Kamerden almış yüzünü
Ceylandan almış gözünü
Gayri şaşırmam izini
Derde dermana bağlandım.

Bir değil beş değil derdim
Şükür Mevlâ dilde verdim.
Nakşi tarikine girdim
Muhkem imana bağlandım.

Aşkile sürdüm safa
İsmim sorarsan Mustafa
Hükmüm geçer kaftan kafa
Mihri sultana bağlandım.

Ruhsati yirmi yaşında
Bağlanmış kendi işinde
Yüz dört kitabın başında
Sevdim Kur'ana bağlandım....>>


Beniyle bir güzel sevdim cihanda

Beniyle bir güzel sevdim cihanda
Kirpikleri kaşı ile beraber
Âşıklara cevrücefa olunmaz
Tutar teni başı ile beraber

Her zaman karşımda çıkıp gülünce
Sinemi odlara yakup gülünce
Ta kalbime doğru bakup gülünce
Dudakları dişi ile beraber

Bir yavru şahindir gör bazı bazı
Hey (Ruhsat) sorarsan aşiret kızı
Şirindir çekilmez edası nazı
Sadakatli işi ile beraber....>>


Benli dilber evsafını yazarım

Benli dilber evsafını yazarım
Baban seni döğer diye korkarım
Ağyar olanlar da düşer peşine
Bir gün seni öğer diye korkarım.

Bin yaşasın senin gibi tutîler
Ateşini bu sineme kodiler
Bastığımız yeri kazar dediler
Baş kaldırıp çöker diye korkarım.

Âşık olmayana ben de takılmam
İhsan deyu her kapuya sokulmam
Ruhsatî'yim her yeğide yıkılmam
Bu aşk beni yıkar deye korkarım....>>


Benli dilber vasfın nasıl yazayım

Benli dilber vasfın nasıl yazayım
Hayalin şulesi güne yol virmez
Kaşların zay eder bütün cihanı
Gözlerin cellâttır kana yol virmez

Nolur kâkülleri yaşmaktan çıkar
Kirpiklerin o kadar nice can yakar
Gonce dihanında şekerler saçar
O tatlı dillerin hane yol virmez

İşiden âşıklar hep seni öğer
Sırma saçların topuğu döğer
Gerdanın dünyanın yarısın değer
Göründükçe tatlı cana yol virmez

Lebinden nuşettim beni söyletir
Ne çare sevdiğim kader böyledir
Ak göğsün üzeri uzun yayladır
Mihri Süleymana dahi yol virmez

Hiç bir yerde bulamadım eşini
Bir gece rüyada gördüm düşünü
Hasretle kanattın gözüm yaşını
Ruhsati coşkundur sele yol virmez....>>


Bihamdilillah Gafur ismi var iken

Bihamdilillah Gafur ismi var iken
Ağlama ey gönül gül ferah ferah
Esnasında Settar ismi nur iken
Akıtma gözyaşı sil ferah ferah

Eğer umar isen Haktan cenneti
Sofiye yalvarıp etme minneti
Gece gündüz terkeyleme sünneti
Beş vakit farzını kıl ferah ferah

Aşkın Zülfikarın beline sokun
Aduyü nefsine yanaşma sakın
Dilini haramdan gaybetten sakın
Geçersin Sıratı yol ferah ferah

Hulusi kalb ile birle Allahı
Seni nara yakmaz hemi Vallahi
Bülbül ol metheyle Resulullahı
Açılsın bahçende gül ferah ferah

Her derede söğüt olmaz Ruhsati
Her anadan yiğit olmaz Ruhsati
Bundan güzel öğüt olmaz Ruhsati
Aklın başta ise al feiah ferah...>>


Bihamdillah Bahar Geldi

Bihamdillah bahar geldi
Eder bülbül sada şimdi
Her bahçede lale sümbül
Seri çekti kimya şimdi

Suları Hak deyu çağlar
Firkatin yürek dağlar
Adular hep kara bağlar
İhsan etti Huda şimdi

Eski derdim bana yeter
Gün be gün efkarım artar
Leylek gelmiş taktak öter
Allah diyor o da şimdi

Yine azdı mihribanım
Kış oldu kalbi tufanım
Gel ağla Ruhsati canım
Kabul oldu dua şimdi...>>


Bihamdillâh beni yalnız sanmanız

Bihamdillâh beni yalnız sanmanız
Şükür eşim dostum akranım da var.
Öyle pek pedersiz pirsiz sanmanız
Tarikatım şeyhim çobanım da var.

Zikri şerif ile kurulmuş tahtım
Tariki nakşi nakşiden açılmış bahtım
Arif meclisinde oturdum kaldım
Hizmetim erkânım izanım da var.

Aşkı mecaziden bîr dükkân açtım
Nefsimin elinden dağ be dağ kactım
Kefenim elimle ben kestim biçtim
Ateşim tütünüm dumanım da var.

Bir kimseye yalan ta'nım yoktur yok
Gizli yanlış söyleyenler çoktur çok.
Gökten inen yüz dört kitap Haktır Hak
İnandım dinim var imanım da var.

Âşık Ruhsat el üçtür yaşında
Siyah kıl yok sakalında kaşında
Ölüm fırtınası eser başında
Ruzü şeb ahımda, figanım da var....>>


Bil ki hakikata yetemem aşık

Bil ki hakikata yetemem aşık
İptida mecaza çarpılmadıkça
Zikre devam edüp vakti seherde
Nefsi emmareden kurtulmadıkça

Akıp nasihatim koyup beynine
Tarikat zincirin takup boynuna
Nazar kılıp ağırına yeniğne
Girüp kantarlara tartılmadıkça!

Sonu meyl edüp te engine akup
Vücudu hicrana odlara yakup
Kamil meclisinde oturup kalkup
Haya perdesiyle örtülmedikçe!

İçmeyen ne bilir şarap ü meydan
Almalı hikmeti gün ile aydan
Saz ile söz ile alınmaz meydan!
Ruhsat'ın mahlesi serpilmedikçe...>>


Bilhamdillah Hudavendim

Bilhamdillah hudavendim
Eriştirdi yaza bizi
Mahı ramazan geliyor
Yetirdi niyaza bizi

Kılalım emrine şükür
Edelim ruzü şükür
Ruh geldi uyandı fikir
Kaldırdı namaza bizi

Kendi aybımızı görsek
Yüzümüz yerlere sürsek
Esir pazarına varsak
Kimse almaz yüze bizi...>>


Billahi ağyara virmezsem seni

Billahi ağyara virmezsem seni
Elimde bu kadar mesnet var iken
Çevirir dört yanın eylerim hisar
Bende ilmi simya kuvvet var iken

Haberdar olmadım kendi nârımdan
Dağlar âciz kaldı âhü zarımdan
Kimseler ayırmaz beni yârımdan
Ahdü peyman ile vuslat var iken

Gönül kuşun yücelerden uçurdum
Elimle yavruya bade içirdim
Ölüm acısını çoktan gecirdim
Ölümden de yaman gurbet var iken

Gine mi göründün dudağı kiraz
Aklımı yerinden oynattın biraz
O yârdan kimseler almasun miras
Deliktaslı (âşık Ruhsat) var iken...>>


Bilmem ki melek mi huri mi ola?

Bilmem ki melek mi huri mi ola?
Şu fani de benim sevdiğim gibi
Devretsem arasam acap var mı ola?
Böyle bir güzellik insanda olmaz

Naz ile salınır güzeller başı
Kudretten çekilmiş karadır kaşı
Çözülmüş düğmeler görünür duşu
Yuca dağ başına yağan kar mı ola?

Elvan elvan döner eller kınadan
Bir belgüzar aldım yavru sunadan
Bu surette insan doğmaz anadan
İnci mi ola sedef mi ola dür mü ola?

Hey Ruhsat! Gam sardı her bir yerimden
Bir karanlık duman gitmez serimden
Beni ayırdılar nazlı yarimden
Onlara öcümü Mevlam kor mu ola?...>>


Bin üçyüze tarih kondu

Bin üçyüze tarih kondu
Ne gün belli ne bir saat
Büyük küçük belli değil
Arife tarif ne hacet.

Doğru söze defler deli
Ben de kabul ettim beli
Kapandı şeriat yolu
Söylenir dilde şehadet

Sen namusu ârı bilsen.
Yolunda yalvarı bilsen
Nefsini kurtarı bilsen
Elverir sana iradet.

Kör şeytan böğrüne dürter
Emmare yakanı yırtar
Sahip ol dinini kurtar
Mahşerde olma malâmat.

Eğer sen de Ruhsat isen
Divanında temmet isen
Muhammed'e ümmet isen
Her zaman getir salâvat....>>




__________________
Ahmet Cinisli isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:41 PM .


3.6.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.