Son Haberler
Sitemizden Haberler
ANNELER GÜNÜ
 

 

ANNE VE ÇOCUĞUNUN YAŞAM GÜNLÜĞÜ... 
1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı.
Bütün gece ağlayarak teşekkür ettiniz.
2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti.
Size selendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.
3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı.
Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.
4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu.
Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.
5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi.
Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.
6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü.
Sokaklarda "Gitmiyceeeeeem!" diye ağlayarak teşekkür ettiniz.
7 yaşınızdayken size bir top hediye etti.
Komşunun camını kırarak teşekkür ettiniz.
11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü.
"Sen bizimle oturma!"diye teşekkür ettiniz.
12 yaşınızdayken zararlı tv programlarını seyretmenizi istemedi.
O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.
17 yaşınızdayken arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi.
Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.
19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı,sizi arabayla kampüse götürdü ve eşyalarınızı taşıdı.
Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampüs kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.
21 yaşınızdayken iş hayatı ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi.
"Ben senin gibi olmayacağım!"diyerek teşekkür ettiniz.
22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı.
Seyahate çıkmak için para isteyerek teşekkür ettiniz.
24 yaşınızdayken uzun süredir çıktığınız insanla tanışmak istedi.
"Zamanını ben bilirim!"diye tersleyerek teşekkür ettiniz.
25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı.
Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.
30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi.
"Artık bu ilkel yöntemleri bırak!"diyerek teşekkür ettiniz.
50 yaşınızdayken o çok hastalandı,hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu.
Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.

DERKEN BİR GÜN O ÖLDÜ.
O GÜNE KADAR ONUN İÇİN YAPMADIĞINIZ NE VARSA,O ANDA KALBİNİZE BİR YILDIRIM GİBİ DÜŞTÜ...

EĞER HALA SİZİNLEYSE,ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN...VE ONU HİÇ İNCİTMEYİN...

ANNELER GÜNÜNÜ KUTLUYORUM...TÜRKÜ DOSTU

  ANNELER GÜNÜ MESAJLARIMIZI VE TARİÇESİNİ FORUM BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.

 

 


Gönderen Ahmet Cinisli, Cuma, 09 May 2008 13:32 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Sitemizden Haberler
Veysel KARANİ HZ.
 

Rumda acemde aşık olduğum,
Yemen illerinde
veysel karani
Hak peygamber sevdi ve dostum dedi
Yemen illerinde
veysel karani

Anasından doğup dünyaya geldi
Melekler altına kanadın serdi
Resulün hırkasını tacını giydi
Yemen illerinde
veysel karani
 
"İnsanoğlu yaradılış icabı sosyal bir varlıktır.İnsan tek başına yaşayamaz.Bu yüzden insan toplumun çekirdeği olan aile yuvasını kurar.Yani evlilik meşru kılınmıştır.Aile bir erkek ve bir kadın ile kurulmuş olur.Allah, kendisi ile sükunete ermeniz için size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranıza sevgi ve muhabbet koyması O’nun varlığının delillerindendir buyuruyor.Demek ki sevgiyi Allah yaratmıştır.Aile sevgi ile  kurulur.Mutlu bir ailenin temellerinde sevgi vardır.Sevgi yoksa mutlu bir aile de yoktur.Sevgi yumağı haline gelmiş ailelerden oluşan toplumlarda da yaşamın tadına doyum olmaz.Allah evlenen bu aileye bir de çocuk verince aile daha da şenlenir.Artık kadın anne,erkek baba olmuştur ailede.Ve bu ailede herkesin birer sorumluluğu vardır.Annenin de babanın da çocukların da birbirlerine karşı sorumlulukları vardır. Yüce Allah Kur’an’da  Rabbin yalnız kendisine ibadet etmenizi kesin olarak hükmetti dedikten sonra ana babamıza iyi davranmamızı emrediyor. Allah’ın rızası ebeveynin rızasına bağlıdır yani.Burada Allah kendisine ibadetten sonra ana-babaya ihsanı emrediyor.Bu çok önemlidir.bu konunun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.Ve Allah devamla sakın ha onları itip kakmak bir yana öf bile deme diyor bizlere.Eğer biz anne-babamıza nasıl davranırsak bizim çocuklarımızda bize biz yaşlanınca öyle davranacaktır.Bunun örnekleri çoktur hayatta.İşet Hz.veysel Karani denince de iki sevgi akla gelmektedir.Peygamber ve anne sevgisi.O Hz.Peygamber devrinde yaşamasına rağmen onu görememiş yani sahabe olamamıştır.Ama gönlü Rasulullah aşkı ile yanmaktadır.Bir yandan da bakıma muhtaç ve yalnız annesi vardır.Onu da bırakıp yemenden Medineye gidememektedir.Sonunda annesinden izin koparır kısa süreliğine de olsa .Eğer evde bulamazsan sakın bekleme hemen geri dön der annesi.Ve gerçekten de ta Yemenden kızgın çölleri aşa-aşa Medine’ye gelir Veysel Karani.Ama Efendimizi bulamaz.Efendimiz Tebük seferindedir o sıralar.Ve döner gerisin geri boynu bükük olarak.Çünkü annesi o kadar izin vermişti.Annesi tek başına ve bakıma muhtaçtı.İşte Veysel Karani’nin bu davranışı bizi örnek olmalıdır.Hz.Veysel Karani’yi Allah ve Peygamber katında değerli kılan,Onun Allah’a ve Peygamberine bağlılığının yanında Allah’ın emri olan annesine olan düşkünlüğüdür.

 

" Veysel Karani Kimdir?
 Hz. Veysel Karani’nin 555-560 yılları arasında doğduğu tahmin edilmektedir. Doğum yeri Yemen’in Karen Köyü’dür. Soyu Yemen Kabilelerinden Muradoğulları’ndan gelmektedir. Babasının ismi Amir’dir. Kendisinin asıl ismi Üveys Bin Amir-i Karenî’dir.  Karen Köyü’nün bir mutlu seherinde dünyaya gelen küçük Üveys, Muradoğulları’ndan Amir’in mütevazı evini mutlulukla doldurur. Dört yaşında iken babası vefat eder. O, annesinin başka kimsesi bulunmadığından bin bir güçlükle herhangi bir tahsil görmeden, semavi dinlere ve kitaplara ait herhangi bir bilgisi olmadan büyür. Üveys büyüdükçe kendisinde doğuştan mevcut olan “Tek Tanrı’ya İnanç” hissi de gelişir. O’nu kimse anlamaz, söylediklerine güler, alay ederler. Kendisini anlayan, dinleyen, derdine ortak olan tek insan annesiidi. Gönlü ulvi hislerle kaynaşan ve artık çalışıp annesine bakabilecek çağa gelen genç Üveys, bir iş aramaya koyulur. Sonunda kendisine en uygun işi seçer. Kendisiyle alay eden, kendisini anlamayan insanlardan uzaklaşmak ve endi iç dünyasıyla başbaşa kalabilmek için deve çobanlığı yapmaya başlar.
       Hz. Veysel Karani deve çobanlığı yapmaya başlayınca ihtiyar ve hasta annesi olmasa deve otlattığı sakin vadilerden Karen’e inmeyi hiç istememektedir. Kendi uzletgahında Allah ile başbaşa kalmaktan bir an olsun ayrılmak istememektedir. Artık Hz. Veysel Karani’nin ufku öyle geniş, aydınlık, gönlü öyle duyarlıdır ki, her an bir kurtarıcının haberini beklemektedir. Ve beklediği kutlu haber çok geçmeden kendisine ulaşır. Bu haber Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed’in zuhur ettiği ve insanları “Hak Din’e” davet ettiği haberidir. Hz. Veysel Karani bf haberi duyunca hiç kimsenin irşad ve teşviki olmadan Müslüman olur, İslam’a ve Hz. Muhammed’e gönülden bağlanır. Annesine de Kelime-i Tevhid’i bizzat kendisi öğretir.
      Hz. Veysel Karani Müslüman olunca yüce peygamberin nurlu yüzünü görebilmek aşkıyla yanar tutuşur. Hz. Veysel Karani, Allah Resulü’nü görme arzusunu birkaç defa pek sevdiği annesine açarsa da, çok ihtiyar ve âmâ (kör) olan annesi, kendisine bakacak kimse olmadığından izin vermez. Hz. Veysel Karani’nin yaşı kırk’ın üzerine gelir. Oğlunun gönlünde patlayan yanardağları çok iyi hisseden anne, çaresiz “Ancak Medine’ye gidip hemen gelmek, Hz. Peygamber’i orada bulamayacak olursa teşriflerini beklemeden dönmek.” Şartıyla kendisine izin verir.
       Gönlü Allah aşkıyla, Peygamber muhabbetiyle dolu olan Hz. Veysel Karani, izin alınca durmaz ve Medine yollarına koyulur. Issız vadiler, dağlar, tepeler, kızgın çölleri aşar ve Peygamber beldesi Medine’ye ulaşır. Hz. Peygamber’in evine giden Hz. Veysel Karani, Peygamberimizi evde bulamaz. Peygamber Efendimiz o sırada Tebük Seferi’ndedir. Peygamberimizi bulamayınca çok üzülür. Hz. Veysel Karani, annesine verdiği sözü hatırlar. Hz. Aişe (R.A.)’ye “- Kainatın efendisine selamımı söyleyiniz. Cennet sabahlarını andıran mübarek yüzlerini doya doya görmek isterdim. Lütfen, içimin aşk-ı Muhammed’i (S.A.V.) ile yandığını, gönlümün bitmez niyazını bildiriniz.” Diyerek ayrılır ve tekrar Yemen yolunu tutar.
     
  Peygamber Efendimiz seferden dönünce Hz. Aişe’ye şöyle hitap ettiler:
       “- Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi? Bu Rahmani kokular, bu İlahi lezzet nedir?
Ey Allah’ın Resulü; Yemen Oymağı’ndan Karen Köyü’nden Üveys adında bir zat sizi ziyarete geldi. Mukaddes Cemâlinizin bağrı yanık aşıklarındanmış. Zat-ı âlinizi bulamayınca çok üzgün bir halde ayrıldı. İşte o adam gittikten sonra evin içinde bu ulvi kokuları hissettim.
·                                 Ya Aişe, sen o zatı gördün mü? ·                                 Evet ey Allah’ın Resulü. Sağ gözümün ucu ile baktım. ·                                 Öyleyse o gözünü bende ziyaret edeyim. Görüşün ve gördüğün mübarek olsun.” Bir müddet sonra Mescid-i Nebevi’ye geçen Resulullah, Sahabelerine seslendiler;
“ – Müjdeler olsun, Üveys’i gören gözü ziyaret ettim, gelin siz de benim gözümü ziyaret edin.
Ve buyurdular; “Bana Yemen tarafından rahmani kokular geliyor. Şüphesiz tabii’nin en hayırlısı Üveys’tir.”
Resulullah son hastalıklarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe’ye vasiyet buyurdular :
“ Benden sonra arkamdaki hırkamı, Üveys’e veriniz.”
Yine Resulullah buyurdular :“Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet gününde Rebia ve Mudar Kabileleri’nin koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefaat edecektir.”       Resulullah’ı göremeden tekrar Karen’e dönen Hz. Veysel Karani yine deve çobanlığı yapmaya devam eder. Yine Karen halkı ona divane gözüyle bakar ve O’nunla alay ederlerdi. O yine herkesten uzak kendi uzletgah’ında ibadetleriyle meşgul olur, gönlü Allah aşkı, Peygamber sevgisiyle dolar taşardı.
      Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali ve Hz. Ömen Üzeys Hz.’ni bulur ve Peygamberimizin vasiyeti üzerine Hırka-i Şerifi Hz. Veysel Kanani’ye verirler. Peygamberimizin hırkasının Hz. Veysel Karani’ye verilmesinden sonra ve Peygamberimizin O’nun hakkındaki övgülerinin duyulmasından sonra Hz. Veysel Karani’nin gözünde değeri artar, herkes ona hürmet eder. Annesi vefat etmiş bulunan Hz. Veysel Karani’nin yüceliği bu hadiseden sonra Karen’de bilindiği ve kendilerine olan hürmet arttığı için köyden ayrılırlar. Kûye’ye giderler.   Hz. Veysel Karani’nin Kûye ve Basra taraflarındaki hayatı da eskisi gibi yine ıssız vadilerde, tabiatın kucağında ve kendi uzletgahında Hakk’a niyazla geçmektedir.  Hz. ali’nin halifeliği sırasında iki Müslüman grup arasında çıkan Sıffin Savaşı’nın hazırlıkları esnasında Hz. Ali tarafında, safında savaşa katılması ricasıyla Medine’ye davat edilirler. Memnuniyetle bu davete icap eden Hz. Veysel Karani hemen Medine’ye hareket ederler, daha sonra da Hz. Ali’nin yanında Sıffin Savaşı’na katılırlar. Sıffin Savaşı esnasında Veysel Karani’de yaralanarak, Hicret’in 37. Senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri kenarında savaş meydanında şehit olur. Sıffin Savaşı’nda şehitlerin büyük çoğunluğu savaşın olduğu yerde toprağa verildi. Şehitlerini memleketlerine götürmek isteyenler için tabutlar yaptırıldı. Şehitlerin içinde Hz. Veysel Karani’de vardı. Mübarek naaşı için üç ayrı kabile toplanmış ve sahip çıkmışlardır. Şehit birdi, ancak sahipleri üçtü. Saatlerce tartıştılar. Ne var ki, hiçbir kabile diğerini tatmin edip inandıramadı. Sonunda iş Hz. Ali’ye ulaşınca O, olayı islami açıdan anlatmaya çalıştı. Hz. Veysel Karani’nin köken itibariyle Yemen’li olduğunu ve Yemenlilere verilmesi gerektiğini belirtti. Ancak, diğer iki kabile bu teklife razı olmadılar. Hz. Ali kur’a çekme teklifinde bulundu ise de buna da razı olmadılar. Bunun üzerine Hz. Ali “Peki, dedi... Veysel Karani’nin mübarek naaşını ben korumaya alıyorum... Yarın görüşürüz.” dedi ve her üç kabile başkanları dağıldılar. Hz. Veysel Karani son kerametini gösterdi ve sabah kalktıklarında her üç kabilenin tabutlarında da göründü. Her kabile birbirinden habersiz naaşın kendilerine verildiğini zannederek sessizce naaşı alarak, biri Yemen yolunu, biri Şam yolunu, biri de Bitlis yolunu tuttu.
       Allah aşkının potasında eriyen Veysel Karani Hz.’nin kerameti böylece yeni olayların çıkmasını önler. Rivayetler O’nun şahadetini ve kerametini böyle anlatır. Ancak, her şeyi bilen yüce Allah’tır. O’nun defni ve mezarıyla ilgili anlatılanlar birer rivayete dayanır. Nereye ve nasıl defnedildiği konusunda kesin bir bilgi yoktur. Nerede olduğunu ancak yüce Allah bilir. 

 


Gönderen Ahmet Cinisli, Cuma, 09 May 2008 11:33 Yorumlar(0), Hepsini Oku
 
Online Kullanıcılar
2 Online kullanıcı:
2  Ziyaretçi
0  Bilinmeyen
0  Üye:
Kim Nerede Kim Nerede
 
 



Bu safya 0.09768 saniyede 23 sorguyla oluşturuldu